YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/514
KARAR NO : 2022/7
KARAR TARİHİ : 18.01.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “menfi tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Safranbolu Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (kapanan)13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı; davalının sahip olduğu taşınmaz hissesini 23.07.2009 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesiyle kendisine satmayı vadettiğini, sözleşme gereği satış bedelinin bir kısmının peşin, bir kısmının devir öncesinde peyderpey, bir kısmının da tapuda ferağ ile birlikte ödeneceğinin kararlaştırıldığını, bu doğrultuda gerek davalı gerekse diğer hissedar olan dava dışı…’a ödeme yapmaya devam ettiğini ancak davalı ve diğer malikin sözleşmede kararlaştırılan sürede tapuda devir işlemlerini yapmaya yanaşmadıkları gibi bedel tamamen ödenmeden taşınmazı vermeyeceklerini söylediklerini, başka bir anlatımla davalıların bir ay içinde gerçekleşecek devirden sonra ödemelerin yapılacağı yönündeki anlaşmaya uymadıklarını, bunun üzerine ödemelere devam edip bakiye borcu tapu devrinde tamamlayarak 08.03.2010 tarihinde taşınmazı resmî senetle devraldığını, söz konusu belgede bedelin tamamının alındığı yazılı olduğundan davalı ve diğer malikten aldığı ödemeye ilişkin adi yazılı kâğıtları saklamadığını, 23.07.2009 tarihli ilk sözleşmenin tapudaki resmi senetle geçersiz hâle geldiğini, devrin üstünden iki yıl geçmesine rağmen davalının satış vaadi sözleşmesindeki bedeli almadığından bahisle aleyhine icra takibi başlattığını, borcu ödemiş olması nedeniyle takibe itiraz ettiğini ancak icra hukuk mahkemesince ödemeler nazara alınmaksızın itirazın kaldırıldığını, kararın henüz kesinleşmediğini, ayrıca takipte usulsüz şekilde işlemiş faiz talep edildiğini ileri sürerek takip nedeniyle borçlu olmadığının tespitine ve asıl alacak üzerinden hesaplanacak tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili; aynı takiple ilgili olarak Safranbolu İcra Mahkemesince verilen itirazın kaldırılması kararının temyiz incelemesinde olduğunu, söz konusu davanın eldeki dava yönünden derdestlik oluşturduğunu, aksi düşünülecek olursa dosyanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, haciz sırasında davacının ödeme taahhüdünde bulunarak borcu kabul ettiğini ancak yine de borcu ödemediğini ve icra ceza mahkemesince cezalandırıldığını, davacının diğer hissedara 1.250TL peşinat, devirde ödenecek 7.500TL ile devirden sonra ödenecek 10.750TL bedeli ödediğini, müvekkiline ise yalnızca peşinat olarak 1.250TL, borcuna mahsuben farklı tarihlerde (2.000TL değerinde bilgisayar vererek, 270TL, 660TL, 800TL, 170TL olmak üzere) toplam 3.900TL ödediğini, borca mahsuben yapılan ödemeler toplamı peşinatla birlikte 5.150TL iken 19.500TL ödeme yapması gereken davacının 14.350TL tutarındaki borcu henüz ödemediğini, bu nedenle takip başlattıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Safranbolu Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.06.2014 tarihli, 2012/572 E., 2014/432 K. sayılı kararı ile; taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden bakiye borcunun bulunduğu iddiasıyla davacı hakkında takip başlatılmış ise de, aynı takipte itirazın kaldırılması talebi üzerine yapılan yargılamada icra hukuk mahkemesince talebin reddine karar verildiği, bu dosyada da belirtildiği üzere davalının resmî satış sözleşmesinde satış bedeli olan 13.000TL’yi peşinen aldığını belirttiği, bu satış sebebiyle davacının herhangi bir borcunun kalmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, davalının söz konusu takipte borçlu olmadığının tespitine ve asıl alacağın %20’si oranında tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (kapanan) 13. Hukuk Dairesinin 12.05.2016tarihli ve 2014/45899 E., 2016/12976 K. sayılı kararı ile; “…1-Davalının hissedar olduğu 161 ada 13 parsel sayılı taşınmazın Safranbolu Noterliği’nin 23/07/2009 tarih ve 5593 yevmiye nolu satış vaadi sözleşmesi ile davacıya satıldığı, bu sözleşmede 2.500TL nin peşinat olarak alındığının kalan 36.500TL nin 15.000TL sinin tapu devri gerçekleştiğinde alıcılara ödeneceğinin, geriye kalan 21.500TL nin ise tapu devrini takip eden 30 gün içinde ödeneceğinin kararlaştırıldığı, tarafların bu sözleşmeye bir itirazlarının bulunmadığı, taraflar arasında imzalanan ve imzası inkar edilmeyen 24/07/2009 tarihli adi yazılı belgede davacının davalıya 19.000TL ödeme yapacağının taahhüt edildiği, 08/03/2010 tarihli resmi senet ile taşınmazın tapudan davacıya satışının yapıldığı, resmi senette davalının ½ hissesine düşen 13.000TL nin davalıya ödendiğinin yazılı olduğu, anlaşılmaktadır. Davalı, 14.350TL bakiye satış bedelinin ödenmediğini ileri sürerek davacı aleyhine icra takibi başlatmış, davacı ise satış bedelinin tamamının ödendiğini savunmuştur. Gerek noterden düzenlenen gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinde gerekse 24/07/2009 tarihli adi yazılı belgede bakiye satış bedelinin tapu devrinden sonra ödeneceği taahhüt edilmiş olup, artık tapu devrinden sonra ödeme yaptığını ispat yükü davacı (alıcı) taraftadır. Tüm dosya kapsamından davacının satış bedelinin tamamını ödediğini yasal delillerle ispatlayamadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile ve yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenine göre davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Mahkemenin 11.09.2018 tarihli ve 2018/246 E., 2018/398 K. sayılı kararı ile; bozma kararında devirden sonra ödeme yapıldığını ispat yükünün davacı üzerinde olduğu belirtilmiş ise de takip talebinde yer alan takip öncesi ödemelere ilişkin açıklama, 24.07.2009 tarihli adi yazılı sözleşmedeki ödeme ve bakiye borca ilişkin taraflarca inkâr edilmemiş kayıtlar göz önünde bulundurulduğunda tarafların taşınmaz satış vaadi sözleşmesindeki ödeme koşullarını değiştirdiklerinin anlaşılacağı, bu durumda devirden sonra yapılması gereken bir ödeme kalıp kalmadığının tespit edilmesi gerektiği, yapılan ödemeler dikkate alındığında 19.000TL borçtan bahsedilemeyeceği, 8.050TL borcunun kaldığının anlaşıldığı, bu borcun ödenip ödenmediği yönünden ispat yükünün davacı borçluya ait olduğu, aynı takiple ilgili itirazın kaldırılması talebinin icra hukuk mahkemesince reddedilerek kesinleştiği, somut olayda davacının karşı tarafın paranın tamamını almadan tapuyu vermeyeceklerini bildirmeleri nedeniyle sözleşmede kararlaştırılandan farklı şekilde ödeme yaptığı ve davalının da bir kısım ödemelerin varlığını kabul ettiği, bu koşullarla birlikte tapu devrinin bedelin tamamının alındığı belirtilerek yapıldığı gözetildiğinde davalının eksik kaldığını iddia ettiği bedelin ödenmediğini resmî devir senedi ile aynı kuvvette yazılı belgeyle ispatlayamadığı, bu nedenle davanın kabulü yönündeki kararın yerinde olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, 24.07.2009 tarihli adi yazılı sözleşme ve tapuda düzenlenen resmî satış senedi dikkate alındığında, satış bedelinin tamamının ödenip ödenmediğine ilişkin ispat yükünün taraflardan hangisine ait olduğu noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
12. Hukuk Genel Kurulundaki görüşme sırasında işin esasının incelenmesinden önce, temyize konu kararın gerçekte yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı; dolayısıyla, temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak değerlendirilmiştir.
IV. GEREKÇE
13. Bilindiği üzere; direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için, mahkeme bozmadan esinlenerek yeni herhangi bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli; gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir (6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile HMK’ya eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi).
14. Başka bir deyişle mahkemenin yeni bir delile dayanarak veya bozmadan esinlenerek gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek karar vermiş olması hâlinde, direnme kararının varlığından söz edilemez.
15. Somut olayda; mahkemece ilk kararda, eldeki menfi tespit davasına konu icra takibi nedeniyle yapılan itirazın kaldırılması istemi üzerine icra mahkemesince verilen ret kararı esas alınarak ve sadece bu yön gerekçe gösterilerek dava reddedilmiştir. Kararın temyizi üzerine Özel Daire taraflar arasındaki 24.07.2009 tarihli adi yazılı sözleşmenin aslını temin için dosyayı mahalline geri çevirmiş ise de belge aslı dosyaya sunulamadığından dosya kapsamı itibariyle bozma kararı tesis edilmiştir. Ancak bozma kararından sonra belge aslı dosyaya sunulmuş, yerel mahkem tarafından da hem bu belgeye hem de taraflar arasındaki ihtilâfın oluşuna ilişkin yeni bir değerlendirmeye dayanılarak yukarıda belirtilen gerekçeyle direnme adı altındaki kararı tesis edilmiştir. Bu hâlde kararın Özel Daire denetiminden geçmemiş yeni bir belge ve gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu açıktır.
16. Hâl böyle olunca; kurulan bu yeni hükmün temyizen incelenmesi görevi Hukuk Genel Kuruluna değil, Özel Daireye aittir. Bu nedenle, davalı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.
V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Geçici Madde 3” hükmü atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1 maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18.01.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.