YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/20868
KARAR NO : 2012/5497
KARAR TARİHİ : 06.03.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca duruşmalı olarak temyiz edilmiş ise de duruşma pulu alındığına dair bilgi ve belge olmadığından bu isteğin reddiyle incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
K A R A R
Davacı, 29/05/2008 tarihinde ihalesi yapılan ve 02/06/2008 tarihinde onaylanan 0-76 mm taş tozu alımı işini aldığını ve 24/06/2008 tarihinde 2008/55631 sayılı sözleşmeyi imzalayarak işi yüklendiğini, işin eksiksiz yerine getirilmesi üzerine hak edişin talep edildiğini, ancak davalı tarafından hak edişin ödenmediğini, bunun üzerine Darende İcra Müdürlüğünün 2010/49 Esas sayılı dosyası ila ilamsız takip başlatıldığını, ancak davalı vekilinin 09/03/2010 tarihli dilekçesi ile haksız olarak itiraz ederek takibin durmasına sebep olduğunu belirterek itirazın iptali ile %40 kötüniyet tazminatına karar verilmesi istemiştir.
Davalı davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş,hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı,davalı tarafça yapılan ihale sonucunda düzenlenen sözleşme hükümlerine göre,10.000 m3 taş tozu davalıya teslim ettiğini, ancak yapılan işin bedelinin ödenmediğini,yapılan icra takibine de itiraz edildiğini belirterek itirazın iptali istemiyle eldeki davayı açmıştır.Davacı davanın reddini dilemiş, mahkemece, davanın kabulü ile; Darende İcra Müdürlüğünün 2010/49 esas sayılı dosyasına esas icra takibinin 120.000.TL ana para alacağı ve teslimat tarihinin 30 gün sonrasından itibaren icra takip tarihi olan 05.03.2010 tarihine kadar işleyen 17.971.83.TL yasal faiz alacağı yönünden devamına,davalı taraf hakkında ana para alacağı yönünden %40 icra inkar tazminatına hükmolunmasına karar verilmiş,hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.Mahkemece gerekçeli kararın dördüncü ve beşinci sayfasında “… bilirkişi 2011/20868 2012/5497
Raporunda; davacı tarafça sunulan 8 adet yükleme fişi ve belediye tarafından sunulan fişler toplamı 10.000 m3 malzeme teslim alındığı ve 17.917,83 TL faiz işlediğini rapor etmiş ise de bilirkişi tarafından değerlendirilen bir kısım fişlerin 25/06/2008 olan sözleşme tarihinden önceki tarihlere ait olduğu ve bu nedenle esasında 4.221 metreküp üzerinden sözleşme sonrası dönem için teslimat yapılmasına rağmen mahkememizce sehven 10.000 m3 üzerinden kabulün yapıldığı anlaşılmıştır.” denilerek bu hususta sehven hataya düşüldüğü beirtilmiştir.Buna göre hüküm ile gerekçe arasında farklılık oluşmuştur.
Anayasamızın 141/3 maddesinde “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır” hükmü yer almaktadır.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 298/2.maddesine göre; gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.
Açıklanan bu hükümler en başta yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir ve emredici hükümlerden olup “kamu düzeni” amacı ile vaz’edilmişlerdir. Bu hükümlerle getirilen anılan biçim koşulları hükmün açıklığı ve anlaşılırlığı kadar infaz kabiliyetini de sağlamak amacını taşımaktadır. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşmasını engeller, kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz.
Görülmektedir ki, uyuşmazlıkların çözümünde yargıya düşen en önemli görevlerden birisi de açık ve net çözümler bulmak, anlaşılabilir, tutarlı kararlarla kamu düzen ve barışının sağlanmasına hizmet etmek olmalıdır. Taraflar ancak gerekçe sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını anlayabilecekleri gibi Yargıtay denetimi de ancak kararın gerekçe içermesi halinde mümkün olacaktır. İşte bu nedenledir ki, kararın gerekçesinde hangi maddi vakıanın hangi hukuki sebeple davacıyı haklı gösterdiğinin açıklanması halinde ancak, …nun 298. maddesine uygun bir kararın varlığından söz edilebilecektir. Gerek Anayasamız, gerek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile getirilen ve yukarıda açıklanan yasal düzenlemelerin nihai amacı da budur.
Adil yargılanma hakkının içinde barındırdığı temel haklardan olan ve dayanağını insan onuru ile eşitlik ilkesinden alan, hukuki dinlenilme hakkının üç unsuru vardır. Bunlar, tarafların yargılama konusunda bilgilenme hakkı, yargılama ile ilgili açıklama ve ispat hakkı, bu açıklamaların mahkemece dikkate alınıp değerlendirilmesi yükümlülüğüdür. Gerekçe özellikle tarafların yargılamada dikkate alındığının, açıklama ve delillerinin değerlendirildiğinin bir göstergesidir.
Kararın gerekçeli olması hukuk devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin de bir gereğidir. Zira, mahkemenin keyfilikten uzak şekilde, hukuka ve kanuna uygun karar verip vermediği ancak gerekçeden anlaşılabilir. Bu sebepledir ki, Anayasa’da kararların gerekçeli olması özel olarak vurgulanmıştır.
Mahkemenin, yukarıda sıralanan hukuki olgular ışığında, hüküm kısmında davanın kabulüne karar verilmesine 2011/20868 2012/5497
rağmen, gerekçe kısmında sehven yanlış karar verilmiş olduğu,aslında alacağın daha düşük olduğunun belirtilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenler hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 6.3.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.