Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/2169 E. 2013/20594 K. 23.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/2169
KARAR NO : 2013/20594
KARAR TARİHİ : 23.12.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için,eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir. Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Sanığın, tarımsal faaliyette bulunmadığı halde Orta ilçesi Özlü kasabasında bulunan 116 ada 22 parsel ve 119 ada 218-220-232 parsel nolu taşınmazlar için doğrudan gelir desteği başvurusunda bulunarak, 2001 yılından 2006 yılına kadar gerçeğe aykırı şekilde çiftçi kayıt formları düzenlemek suretiyle toplam 1545,65 TL ödeme aldığı, böylece nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda,
1-Sanığın, 2001, 2002, 2003, 2004, 2005 ve 2006 yıllarında haksız yere DGD ödemesi almak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edilmesi karşısında, dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarının, yenilenen suç işleme kararı altında işlenmesi nedeniyle her yıl için ayrı ayrı suç oluştuğu
dikkate alınarak ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.10.1994 gün ve 199-215 E.K. sayılı kararında da vurgulandığı üzere sahte biçimde düzenlenip kullanılan özel belgelerin dolandırıcılık suçunun hile unsurunu oluşturması halinde, 765 sayılı TCK’nın 345. ve 503. maddelerinin ihlal edilmesine karşılık eylem tek olduğundan her bir suçtan değil, aynı Kanun’un 79. maddesi gereğince cezası ağır olan suçtan cezalandırılması gerektiği de gözetilerek, zamanaşımı süresi dolan ve 01/06/2005 tarihinden önce işlenen suçlar için, sanığın lehine olan ve eylemine uyan 765 sayılı TCK’nın 504/7 maddesi ile aynı Kanun’un 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımının dolduğu anlaşıldığından açılan kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi gereğince zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verilmesi, 01/06/2005 tarihinden sonra işlenen suçlar açısından ise, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-e maddesi kapsamında suçun işlendiği her yıl için kurum zararının ayrı ayrı tespit edilerek, her yıl için ayrı ayrı her iki suçtan hüküm kurulmak suretiyle sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurmak suretiyle ceza tayini,
2-Özel belgede sahtecilik suçundan kurulan hüküm açısından kabule göre de; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 2008/ 11-250 Esas ve 2009/13 Karar sayılı kararında da kabul edildiği gibi, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinde mahkemece kanaat verici basit bir araştırma ile belirlenecek maddi zararların esas alınması, manevi zararların bu kapsama dahil edilmemesi gerektiği, olayda mağdurun tazminat talebi olmadığı gibi, dosya içerisindeki bilgi ve belgelerin incelenmesinde sanığa yüklenen sahtecilik suçundan … herhangi bir maddi zararının bulunmadığı da gözetilerek kayden suç tarihinden önce sabıkasız olan sanık hakkında 5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinin 6. fıkrasının (b) bendinde belirtilen “sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması” koşulunun oluşup oluşmadığı hususunun karar yerinde değerlendirilerek, sonucuna göre hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, zararın giderilmediği gerekçesi ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle 5320 sayılı Kanun’un 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanun’un 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden sanığın kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 23/12/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.