Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/2021 E. 2013/15398 K. 10.10.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/2021
KARAR NO : 2013/15398
KARAR TARİHİ : 10.10.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu görevlileriyle ilişkisinin olduğundan, onlar nezdinde hatırı sayıldığından bahisle ve belli bir işin görüleceği vaadiyle aldatmak suretiyle dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın, 158. maddenin İkinci fıkrasında yer alan,bu düzenlemeyle failin, kamu görevlileriyle ilişkisi olduğunu, onlar nezdinde hatırı sayıldığını ileri sürerek ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin etmesi nitelikli dolandırıcılık kabul edilmektedir. Suçun maddî unsuru, kamu görevlileri yanında hatıra sayıldığının, onlarla ilişkisi bulunduğunu iddia ederek, yapılacak aracılık karşılığında kamu görevlisine verilmek üzere, para veya başkaca menfaat almak, kabul etmektir.
Kamu görevlisi, TCK madde 6’da tanımlanmış ve açıklanmıştır. Bu suçun meydana gelmesi için, suç konusunun resmî nitelikte bir … olması ve failin kamu görevlileriyle ilişkisi olduğundan bahsederek dolandırıcılık eylemini gerçekleştirmesi gerekir. Faildeki ahlaki kötülüğün,yalnız başkalarını dolandırmakla kalmayıp, aynı zamanda kamu görevlilerini şüphe altına sokmasındaki vahameti, suçu nitelikli hâle getirmiştir.

Bu iddia yapıldığında,o kamu görevlisinin gerçekten var olup olmadığı, yada o işi yapmaya yetkili bulunup bulunmadığının bir önemi yoktur. Ancak nüfuzdan faydalanacağı söylenen kişinin kamu görevlisi olması gerekir. Kamu görevlisi sayılmayan bir kişiyle ilişkisinden dolayı bir yarar sağlanması halinde bu nitelikli hal uygulanmayacaktır. Kamu görevlisinin taraflarca tanınan ve bilinen bir görevli olması aranmaz. Asıl olan tarafların anladıkları ve anlattıkları memurun makam olarak belirlenebilen bir görevli olmasıdır. Failin mağdurdan sağladığı çıkarı…, Başsavcısına, …kaymakamına, vereceğim şeklindeki beyanında Başsavcının, Kaymakamın kişi, makam ve görev olarak yeterince belirliliği bulunmaktadır. Failin, belirli bir memur yanında hatırı sayıldığından bahsedilmeksizin, bakanlardan, milletvekillerinden, hakimlerden, tanıdıkları olduğu ve işi halledeceğini söyleyerek çıkar sağlanması halinde basit dolandırıcılık söz konusu olacak ve TCK’ nın 158/2 maddesi uygulanamayacaktır. Keza,failin, belli bir memur yanında hatırı sayıldığından söz etmeksizin kendisini Kamu kurumunda görevli (müfettiş, genel müdür vb.) olarak tanıtıp müştekinin tayinini yaptırabileceğini söylemesi halinde eylemi, basit dolandırıcılık suçunu oluşturacaktır.
Kamu görevlisine gerçekten ve onun bilgisi içinde çıkar sağlanmış ise eylem rüşvet suçunu oluşturacaktır.
Sanığın, işsiz olduğu zamanlarda düğün salonlarında bekçilik yapan mağdurun yanına gelerek onunla tanıştığı, akabinde mağdura “işsiz misin hayatını nasıl devam ettiriyorsun?“ diye soru sorduğu, mağdurunda trafik kazası geçirdiğini, zor şartlarda yaşadığını söylemesi üzerine sanığın da mağdura, haline acıdığını, rahmetli olan kardeşine benzediğini, kendisinin Başbakanlık’ta çalıştığını, yardımcı olmak istediğini, Başbakanlı’ğa bağlı sakat kontenjanından işe sokabileceğini ancak bu … için masraf yapması gerektiğini, normal koşullarda 10.000.TL tuttuğunu, ancak kendisine 4000 TL’ye yapabileceğini söylediği, mağdurunda bu teklifi kabul edip farklı tarihlerde 3870 TL parayı havale yoluyla sanığa ve eşine gönderdiği, akabinde sanığın da bir takım evrakları mağdura hazırlatıp …’ya gelmesini söyleyerek resmi dairelere gidip … başvurusunda bulunuyormuş gibi davrandığı, daha sonraki tarihlerde mağdurun işe girememesi üzerine sanıktan parasını geri istediği, sanığında parasının olmadığını söylemesi üzerine mağdurun vermiş olduğu para karşılığında bu kez sanıktan senet istediği, sanığında bu teklifi kabul edip senet verdiği, daha sonrada mağdurdan aldığı parayı iade ettiği olayda, mağdurun aşamalarda suça konu parayı sanığın işe aldıracağı vaadiyle kendisinden istemesi üzerine gönderdiğini beyan etmesi, bu hususu doğrulayan tanık anlatımlarının bulunması karşısında, sanığın eyleminin sübuta erdiği ve bu çerçevede fiiline uygun olan TCK’nın 157/1 ve 168. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği gözetilmeden dosya içeriğine uygun düşmeyen yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,

Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10.10.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.