YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/21704
KARAR NO : 2013/16124
KARAR TARİHİ : 30.10.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Sanığın, katılanın babası tanık … ile birlikte yürüdüğü sırada tanık …’in yanına yaklaşarak “nasılsınız amca ben … kuyumcusundan sizi tanıyorum” dediği, katılanın babasının kendisini tanımadığını söylediği, sanığın, babasının yakında vefat ettiğini ve vasiyeti doğrultusunda yardıma muhtaç birisine yardımda bulunmak istediğini, yardıma muhtaç tanıdıklarının olup olmadığını sorduğu, katılanın da tanıdıklarını olduğunu söylediği, bunun üzerine sanığın “eve gidelim, evden para alalım.” diyerek katılan ile birlikte Yenimahalle’de bulunan bir binanın önüne geldikleri, burada bir şahsı göstererek dayısı olduğunu söylediği, bu şahsın da “biz yardım edeceğiz ama içkici, kumarcı olmasın iyi birine gitsin” dediği, daha sonra sanığın yanlarından ayrılarak tekrar geldiğinde bir tomar parayı katılana verdiği ve katılanın babasına parasının olup olmadığını sorduğu, olumsuz cevap alınca katılana “senin kıymetli bir şeyin yok mu, para ile birlikte onu da hocaya okutacağım” dediği ve katılanın 5 adet altın bileziğini alarak para ile birlikte katılan ile bir taksiye bindiği, başka bir adrese giderek para ve altınları hocaya okutacağım diyerek bir binaya girdiği ve binadan çıktıktan sonra yanındaki şahıs ile birlikte biraz da erzak almak istediklerini söyleyerek ortadan kaybolmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia ve kabul olunması karşısında, eylemin temas ettiği, 5237 sayılı TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenen “dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle” nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken duruşmaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, aynı yasanın 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış haklarının gözetilmesine, 30.10.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.