Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/2095 E. 2013/20596 K. 23.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/2095
KARAR NO : 2013/20596
KARAR TARİHİ : 23.12.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi

Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de;“Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de,birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır. Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır. Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek … gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek
kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır. Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
… Gıda Sanayii ve Ticaret Limited Şirketi’nin yetkilisi olan sanık …’ın babası olan ve aynı işyerinde fiilen çalışan sanık …’ın, uzun yıllardır ticari faaliyette bulunduğu katılan Kuşat Amabalaj Anonim Şirketi’ne, yetkisi olmamasına rağmen suça konu çeki imzalayarak verdiği, sanık …’ın çeki imzalaması için, sanık …’yı azmettirdiği, böylece sanıkların eylem ve fikir birliği içinde, nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediklerinin iddia edildiği olayda,
Sanık … hakkında TCK’nın 158/1-f maddesinden dava açıldıktan sonra Cumhuriyet savcısının 3167 sayılı Kanun gereğince sanığın cezalandırılmasına dair sanığın bulunduğu oturumda verdiği mütalaya karşı sanık müdafiinin savunmasını yapmış olması karşısında, ek savunma hakkı verilmemiş olmasının sonuca etkisi bulunmadığından bu hususlar bozma nedeni sayılmamıştır ve tebliğnamedeki bu bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
1-Sanık …, çeki şirket yetkilisi Sami Bardak’a bizzat verdiğini, bu kişinin de, kendisinin, çek keşide etme yetkisinin bulunmadığını bildiğini belirtmesine rağmen, katılan …’nin, çeki kendisinin almadığını, satış elemanları olan … …’nun sanıktan çeki aldığını belirtmesi karşısında, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması açısından … … isimli kişinin ifadesinin alınarak, suça konu çeki kendisinin kimden aldığı, sanık …’nın şirket yetkilisi olmadığını bilip bilmediği, olay tarihinde, sanığın yetkisiz olarak imza attığı konusunda bilgisi olup olmadığı hususlarının sorulması, katılanın yeniden ifadesinin alınarak, daha önce sanıklardan alınan çeklerin, kim tarafından imzalandığı, bu çeklerin zaman zaman sanık … tarafından imzalanıp imzalanmadığı ve bu hususun kendileri tarafından bilinip bilinmediğinin sorulması, yine imzanın sanık …’ın verdiği sözlü yetkiyle sanık … tarafından atıldığı belirtilmesine rağmen, katılan vekili temyiz dilekçesinde, çekin karşılıksız çıkmasından sonra icra takibine geçtiklerini, … İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2008/283 Esas sayılı dosyada, sanık …’nın, çekin yetkili kişi tarafından imzalanmadığı gerekçesiyle imza inkarında bulunduğunu belirtmekle, ilgili icra dosyasının getirtilip incelenerek onaylı bir suretinin dosya içine konulması, buna göre, sanık …’nın, önceden verilen rızaya dayalı olarak çeki keşide edip etmediği, çekin katılan şirkete verilmesi sırasında veya öncesinde, katılan şirketin, sanık …’nın, imza yetkisinin bulunmadığını bilip bilmediği, sanık …’ın, bu … ilişkisinde, çekin tanzimi hususunda sanık
…’yı yönlendirip yönlendirmediği, katılan ve sanıklar arasındaki önceye dayalı ticari ilişkide, çeklerin kim tarafından keşide edildiği, işlerin fiilen hangi sanık tarafından idare edildiği hususlarının araştırılması, ilgili şirketlerin karşılıklı kayıtlarının getirtilerek önceye dayalı ticari ilişkilerin nasıl yürütüldüğü veya önceki çeklerin kim tarafından keşide edildiğinin belirlenmesi, sonucuna göre sanıkların suç işleme kastlarıyla hareket edip etmedikleri, aralarında eylem ve fikir birliğinin bulunup bulunmadığının karar yerinde tartışılmasından sonra sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-3167 sayılı Kanun’a muhalefet ile resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarının bağımsız suçlar olup, birinin diğerine dönüşmeyeceği ve hükmün konusunun iddianamedeki fiil olduğu, iddianamede de, çekin karşılıksız çıkması nedeniyle deği, sahte olarak düzenlenmesi eylemi nedeniyle kamu davası açıldığı gözetilmeden, iddianame kapsamı dışına çıkılarak dava açılmayan 3167 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan hüküm kurulması suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 225. maddesine muhalefet edilmesi,
3-Kabule göre de;
a-Karşılıksız çek keşide etmek suçundan verilen mahkumiyet kararı açısından, sanık … hakkında her ne kadar karşılıksız çek keşide etme suçundan mahkumiyet kararı verilmiş ise de, imza yetkilisi olmamasına rağmen, kasten çeki imzalayarak haksız menfaat temin edilmiş olması eyleminin ispatlanması halinde sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarını oluşturacağı, karşılıksız çek keşide etme suçunun yasal unsurlarının oluşmayacağı gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde bu suçtan hüküm kurulması,
b-31/01/2012 tarih ve 28193 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 03/02/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6273 sayılı Çek Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 6. maddesinde düzenlenen geçici 3. maddesinin 7.fıkrası a ve b bentleri gereğince karşılıksız çek keşide etmek suçunun yaptırımın, idarî yaptırıma dönüştürülmesi karşısında, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23/12/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.