Yargıtay Kararı Ceza Genel Kurulu 2021/205 E. 2021/615 K. 07.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2021/205
KARAR NO : 2021/615
KARAR TARİHİ : 07.12.2021

Yargıtay Dairesi : 6. Ceza Dairesi
Sanık …’ın karşılıksız yararlanma suçundan TCK’nın 163/2, 62, ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 3000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve taksitlendirmeye ilişkin Sapanca (Kapatılan) Sulh Ceza Mahkemesince verilen 26.12.2007 tarihli ve 191-241 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 26.05.2010 tarih ve 5428-6340 sayı ile;
“Hükümden sonra, 08.02.2008 tarihli ve 26781 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5728 sayılı Yasa’nın 562. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nın 231 ve TCK’nın 7/2. maddeleri gereğince, sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilip verilmeyeceği hususunun tartışılmasında zorunluluk bulunması,” gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma ilamına uyan Yerel Mahkemece devam olunan yargılama sonucunda 22.09.2010 tarih ve 141-160 sayı ile, sanığın karşılıksız yararlanma suçundan TCK’nın 163/2, 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 3000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye; CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve sanık hakkında 5 yıl denetim süresi belirlenmesine karar verilmiş, kararın kesinleşmesinden sonra, sanığın denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suç işlediğinden bahisle dosyayı yeniden ele alan Sapanca Asliye Ceza Mahkemesince 27.04.2017 tarih ve 526-233 sayı ile, hükmün açıklanarak sanığın TCK’nın 163/2, 62 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 3000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye karar verilmiştir.
Hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzere … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince 14.09.2017 tarih ve 2103-1901 sayı ile istinaf başvurusunun reddine karar verilerek dosyanın gönderildiği Yargıtay 6. Ceza Dairesince 29.03.2021 tarih ve 5829-6087 sayı ile;
“Sanığın aşamalardaki savunmalarında evdeki aboneliğini lokalde izlettiğini beyan etmesi karşısında, tespiti yapılan Digitürk yayınında kullanılan cihaz-kart ile ilgili kullanım sözleşmesi bulunup bulunmadığının araştırılması, taraflar arasında abonelik sözleşmesi varsa eylemin hukuki ihtilaf niteliğinde olup olmadığının buna göre tespit edilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden eksik kovuşturma ile yazılı şekilde karar verilmesi,” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.04.2021 tarih ve 2017/67811 sayı ile;
“…Bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığının resmen ilan edilmesinden önceki evrede aleyhine temyiz yoluna başvurulan kararlar söz konusu olduğunda, diğer bir ifadeyle 1412 sayılı CMUK’nın 305 ila 326. maddelerinin uygulanması gereken hâllerde, o yer Cumhuriyet savcılarının duruşmalarına iştirak etmediği asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süreleri de bu Kanun’un 310. maddesinin 3. fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle belirlenmeli ve bu sürenin ‘tefhim tarihinden itibaren bir ay’ olduğu kabul edilmelidir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 06.11.2007 tarihli ve 167-222 sayılı kararında, üst Cumhuriyet savcısı açısından da aynı sonuca ulaşılmıştır. Somut uyuşmazlıkta, 27.04.2017 tarihinde tefhim edilen hükme karşı, o yer Cumhuriyet savcısı tarafından tefhim tarihinden itibaren bir aylık süre geçtikten sonra 30.05.2017 tarihinde temyiz başvurusunda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin süresinden sonra yapılmış olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.” düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 6. Ceza Dairesince 17.05.2021 tarih ve 13620-8914 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
İnceleme dışı sanık … Öztaş hakkında verilen hüküm itiraz edilmeksizin kesinlemiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 6572 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen Geçici 9. madde uyarınca duruşmalara iştirak etmeyen o yer Cumhuriyet savcısının 27.04.2017 tarihinde tefhim edilen hükme yönelik 30.05.2017 tarihli temyiz isteminin süresinde olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Sanığın, 22.09.2007 tarihinde işlediği iddia olunan karşılıksız yararlanma suçundan cezalandırılması talebiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda 26.12.2007 tarih ve 191-241 sayı ile atılı suçtan mahkûmiyetine karar verildiği,
Hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 26.05.2010 tarih ve 5428-6340 sayı ile bozulmasının ardından devam olunan yargılama sonucunda, bozmaya uyan Yerel Mahkemece, sanığın atılı suçtan cezalandırılmasına ve CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itiraz edilmeksizin 10.11.2010 tarihinde kesinleştirildiği,
Sanığın denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle ihbar üzerine dosyayı yeniden ele alan Yerel Mahkemece devam olunan yargılama sonucunda 27.04.2017 tarihli karar oturumunda hükmün aynen açıklanarak sanığın neticeten 3000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kısa ve gerekçeli kararın son paragraflarında; “Sanığa verilen adli para cezasının miktarının ilk hüküm tarihinde kesinlik sınırı üzerinde kaldığı anlaşılmakla, sanığa tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi İlgili Ceza Dairesine gönderilmek üzere mahkememize verilecek bir dilekçe veya tutanağa geçirilmek sureti ile zabıt katibine yapılacak beyanla istinaf kanun yolunun açık olduğu, aksi halde hükmün kesinleşeceği,” şeklinde açıklamalara yer verildiği,
27.04.2017 tarihli hükmün, 29.05.2017 tarihinde o yer Cumhuriyet savcısına tebliğ edildiği, Cumhuriyet savcısı tarafından 30.05.2017 tarihinde istinaf talebinde bulunulması üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesince istinaf başvurunun reddine karar verilerek dosyanın Yargıtay’a gönderilmesi için ilk derece mahkemesine iadesine edildiği, dosyanın gönderildiği Yargıtay 6. Ceza Dairesince de, Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin süresinde olduğu kabul edilip yapılan inceleme sonucunda hükmün bozulmasına karar verildiği,
Anlaşılmaktadır.
07.10.2004 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete’de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir.
1412 sayılı CMUK’da olağan kanun yolları olarak itiraz ve temyize yer verilmişken, 5271 sayılı CMK’da itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yolları olarak düzenlenmiştir.
İstinaf, ilk derece mahkemelerinin henüz kesinleşmemiş hükümlerinin hem maddi hem de hukuki yönden denetlenmesi için kabul edilmiş olan olağan bir kanun yolu olup ikinci derecedir.
Temyiz ise, kural olarak bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen hükümlerle, bu dairelerin hükme esas teşkil eden ara kararlarına ve 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İşbirliği Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca iade taleplerine ilişkin ağır ceza mahkemeleri tarafından verilen kararlara karşı başvurulan bir olağan kanun yoludur. Ayrıca bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce Yargıtay denetiminden geçen kararların da temyiz kanun yoluna tabi olduğunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 18. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 5271 sayılı CMK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, 1412 sayılı CMUK yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yeni usul yasası sisteminde, yasa yolları içinde istinafa yer verilmesi ve bölge adliye mahkemelerinin 20.07.2016 tarihinden sonra göreve başlaması nedeniyle 5320 sayılı Kanun’un “Temyiz ve karar düzeltme” başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında; “Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddeleri uygulanır.” hükmüne yer verilmek suretiyle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamasından önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında 1412 sayılı CMUK’nın 305 ila 326. maddelerinin uygulanacağı öngörülmüştür. Başka bir anlatımla, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK’nın, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK’nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.
Bu genel açıklamalardan sonra temyiz başvuru usulünün ayrıntılı bir şekilde irdelenmesi gerekmektedir.
Yargılama makamlarının verdikleri kararlarda bir aykırılık veya yanılma olması durumunda bu hataları giderme yetkisi “kanun yolu” adı verilen denetim ile sadece yargılama makamları tarafından yapılabilir. Kanun yolu, aykırılıkları gidermek ve isabetli karar verilmesini sağlamak bakımından, sanık ve katılan için olduğu kadar toplum için de büyük bir teminat olduğundan, bir insan hakkıdır (V – … , Ceza Muhakemesi Hukuku, 5. Baskı, … Yayınevi, … 2017, s. 859, 860).
Bu anlayışa paralel olarak, Anayasa’nın 36. maddesinde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu vurgulanmış, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde yargılamada sanığa tanınması gereken asgari haklar belirtilerek adil yargılanma hakkının kapsamı belirlenmiştir.
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda olduğu gibi temyiz kanun yoluna başvurabilecek kişiler açıkça ve ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak temyiz de olağan bir kanun yolu olup kanun yollarına ilişkin genel hükümlere göre kanun yollarına başvurma hakkı olanlar temyiz kanun yoluna da başvurabilirler. Buna göre; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık, katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar, verilen hüküm veya karar nedeniyle hukuki hakları zarar gören üçüncü kişiler, şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşinin temyiz kanun yollarına başvuru hakkı bulunmaktadır.
Olağan kanun yollarından sayılan temyiz incelemesinin yapılabilmesi için bir temyiz davası açılmış olmalıdır. Temyiz davasının açılabilmesi için de, 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca bozmadan önceki ilk karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 310. maddesine göre iki şartın varlığı gereklidir.
Bunlardan ilki istek şartıdır. Yargılama hukukunun temel prensiplerinden olan “davasız yargılama olmaz” ilkesine uygun olarak temyiz davasının kendiliğinden açılması mümkün olmayıp, bu konuda bir talebin bulunması gereklidir.
Uyuşmazlık konusu olayda istek şartının gerçekleştiği konusunda bir tereddüt bulunmadığından temyiz davasının açılabilmesi için gerekli ikinci şart olan süre şartının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalıdır.
1412 sayılı CMUK’nın 310. maddesi;
“Temyiz talebi, hükmün tefhiminden bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine yapılacak beyanla olur. Beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hakime tasdik ettirilir.
Hükmün tefhimi sanığın yokluğunda olmuşsa bu süre tebliğ tarihinden başlar.
Sulh mahkemelerinin temyizi kabil kararları, yargı çevresi içinde bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları tarafından, tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz edilebilir.” şeklinde hüküm altına alınmış olup bu düzenlemeye göre genel kural olarak tarafların temyiz isteğinde bulunabilecekleri süre, hükmün tefhiminden, tefhim edilmemiş ise tebliğinden başlamak üzere bir hafta olarak belirlenmiştir. Temyiz süresi, anılan maddenin üçüncü fıkrasındaki farklı durum hariç olmak üzere, hükmün açıklanması sırasında hazır bulunanlar bakımından bu tarihte, yokluklarında hüküm verilenler yönünden ise gerekçeli kararın tebliği tarihinde başlayacaktır.
5271 sayılı CMK’nın 291. maddesi uyarınca da temyiz davası açılması için hükmün açıklanmasından itibaren yedi günlük bir süre öngörülmüş iken 05.08.2017 tarihli ve 30145 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle 5271 sayılı CMK’nın 291. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “yedi” ibaresi “on beş” şeklinde değiştirilerek temyiz süresi on beş güne çıkarılmış, maddenin 2. fıkrasında hükmün, temyiz yoluna başvurma hakkı olanların yokluğunda açıklanması hâlinde sürenin tebliğ tarihinden başlayacağı düzenlenmiştir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kanun yoluna başvurma hakkını düzenleyen 260. maddesi ise;
“Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır.
Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşı kanun yollarına başvurabilirler.
Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanun yollarına başvurabilir.”
Düzenlemesini taşımakta olup 6545 sayılı Kanun ile “Sulh ceza mahkemesi” ibareleri madde metninden çıkarılmıştır.
Uyuşmazlık konusunu ilgilendirmesi nedeniyle Cumhuriyet savcısının asliye ceza mahkemesindeki duruşmalara katılamayacağına ilişkin yasal düzenlemeler üzerinde de durulması gerekmektedir.
14.04.2011 tarihli 27905 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak bazı maddeleri yayım tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Yargı Hizmetlerinin Hızlandırılması Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen Geçici 3. madde uyarınca “01.01.2014 tarihine kadar, asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısı bulunmaz ve katılma hususunda Cumhuriyet savcısının görüşü alınmaz. Ancak, verilen hükümler ile tutuklamaya veya salıverilmeye ilişkin kararlara karşı Cumhuriyet savcısının kanun yoluna başvurabilmesi amacıyla dosya Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir.” şeklinde düzenlenmeye yer verilmiş olup asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısının hazır bulunmayacağına ilişkin bu süre önce, 12.12.2014 tarihli ve 29203 Mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6572 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 9. madde uyarınca 31.12.2019 tarihine kadar, daha sonra da, 24.12.2019 tarihli ve 30988 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7201 sayılı Kanun’un 10. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 11. madde uyarınca 01.09.2020 tarihine kadar uzatılmıştır.
Görüldüğü gibi, 6217 sayılı Kanun değişikliğinden önce asliye ceza mahkemesi duruşmasına iştirak eden Cumhuriyet savcılarının kararın huzurlarında tefhim kılındığı tarihten itibaren bir hafta içinde temyiz talebinde bulunabileceklerine ilişkin açık bir düzenlemeye yer verilmiş iken 6217 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonrasında 01.09.2020 tarihine kadar asliye ceza mahkemelerince verilen temyiz edilebilir nitelikte hükümlerin Cumhuriyet savcıları tarafından hangi süre içinde temyiz edilebileceklerine ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda, Cumhuriyet savcılarının mevcut temyiz haklarını hangi süre içinde kullanabilecekleri ve bu sürenin ne zaman başlayacağına ilişkin uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından ağır ceza mahkemesi bulunan yerlerdeki Cumhuriyet savcılarının mülhakat ceza mahkemesi kararlarını temyiz etmelerine olanak sağlayan yasal düzenlemelerin geçmişten itibaren geçirdiği evrelerin incelenmesi ve mevcut yasal düzenleme ortaya konularak yürürlükteki hukuk düzeninin bütünlüğü de dikkate alınıp bu husustaki mevcut hukuki boşluğun giderilmesi gerekmektedir.
1926 yılında 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun kabulünden sonra savcılık örgütünün oluşumunda da değişikliğe gidilmesi ihtiyacı hissedilmiş, aynı yıl içinde yürürlüğe konulan 825 sayılı Türk Ceza Kanununun Mevkii Mer’iyete Vaz’ına Müteallik Kanun’un 28. maddesiyle, 469 sayılı Mehakim’i Şer’iyenin İlgasına ve Mehakimin Teşkilatına Ait Ahkâmı Muaddil Kanun’un 5. maddesi değiştirilmiştir. Sözü edilen 5. maddenin birinci fıkrasında; her asliye mahkemesi nezdinde bir savcılık örgütü kurulması hükme bağlanmış, ikinci fıkrasında; ağır ceza mahkemesi bulunan yerlerdeki savcının, bu mahkemenin yargı yetkisi dahilindeki asliye ve sulh mahkemelerinden verilen kararlara karşı otuz gün içinde itiraz ve temyiz yetkisinin bulunduğu belirtilmiş, 3. fıkrasında ise, bu savcıların, kendi merkezlerindeki mahkemelerden verilen kararlara karşı temyize başvurma sürelerinin, “kanunen belli olan süre” olduğu ifade edilmiştir.
Ceza mahkemelerinden verilen hükümlerin temyiz koşulları ve süresi, 1929 yılında yürürlüğe giren 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu’nda yeniden belirlenmiş ve 310. maddenin birinci fıkrasında, temyiz isteminin hükmün tefhiminden itibaren bir hafta içinde yapılabileceği, üçüncü fıkrasında ise, sulh mahkemelerinin temyizi mümkün kararlarının yargı çevresi içinde bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları tarafından tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz edilebileceği hükme bağlanmıştır.
Görüldüğü üzere, 469 sayılı Kanun’un değişik 5. maddesinde otuz günlük temyiz süresinin tebliğden mi yoksa tefhimden mi başlayacağı açıkça belirtilmemiş, 1412 sayılı CMUK’da da sadece ağır ceza Cumhuriyet savcılarının sulh ceza mahkemesi kararlarını temyiz süresi ile bu sürenin başlangıç tarihi düzenlenmiştir. Bu nedenle başlangıçta, üst Cumhuriyet savcılarının mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik otuz günlük temyiz süresinin hangi tarihten itibaren başlayacağı yolunda bazı görüş ayrılıkları ortaya çıkmış ise de, çeşitli yargısal kararlarda vurgulandığı ve uygulamada da benimsendiği üzere bu sorun, sulh ceza mahkemeleri ile paralellik sağlanabilmesi için, mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süresinin başlangıcı bakımından da tefhim tarihinin esas alınması suretiyle çözüme kavuşturulmuştur.
Bu yasal düzenlemelerin yürürlükte bulunduğu dönemde, ağır ceza mahkemesi nezdinde görevli Cumhuriyet savcılarının;
a) Gerek ağır ceza merkezindeki gerekse mülhakattaki sulh ceza mahkemesi kararlarını CMUK’nın 310/son maddesi uyarınca tefhimden itibaren bir ay,
b) Ağır ceza merkezinde bulunan asliye ceza mahkemesi kararlarını CMUK’nın 310/1. maddesi uyarınca tefhimden itibaren bir hafta,
c) Mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarını ise 469 sayılı Kanun’un 5/2. maddesi gereğince otuz gün içinde temyiz edebilecekleri görüşü benimsenmiştir.
Uygulama bu doğrultuda sürdürülürken, ceza yargılaması yönteminde değişiklik yapılması ve istinafın da içinde yer aldığı bir sistemin hayata geçirilmesi amacıyla, hemen tümü 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren bir çok yasal düzenleme gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda, bir yandan 469 ve 825 sayılı Kanunlar ile 1412 sayılı CMUK yürürlükten kaldırılırken, bir yandan da 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu yürürlüğe girmiştir. Ancak o tarih itibarıyla istinaf denetimini gerçekleştirecek olan bölge adliye mahkemelerinin kuruluşu tamamlanamadığından kanun koyucu bu durumu dikkate alarak, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 8. maddesinde, bölge adliye mahkemelerinin Resmî Gazete’de ilan edilecek olan göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere 305 ila 326. maddelerinin uygulanacağını hükme bağlamıştır.
Yeni düzenlemelere göre, ağır ceza mahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcılarının yargı çevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin kararlarına ilişkin temyiz süresini düzenleyen 469 sayılı Kanun’un yürürlükten kaldırılması ve 1412 sayılı CMUK’nın uygulanması gereken hâllerde de münhasıran bu hususu düzenleyen bir hükmün mevcut olmaması nedeniyle ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 06.11.2007 tarihli ve 167-222 sayılı kararında vurgulandığı üzere bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçtiği tarihten önceki evrede aleyhine temyiz yoluna başvurulan kararlar söz konusu olduğunda başka bir ifadeyle, 1412 sayılı CMUK’nın 305 ile 326. maddelerinin uygulanması gereken hâllerde ağır ceza Cumhuriyet savcılarının mülhakat asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süresinin adı geçen Kanun’un 310. maddesinin 3. fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle belirleneceği, bu durumda temyiz süresinin tefhimden itibaren bir ay olduğu sonucuna ulaşılmış, Ceza Genel Kurulunun 10.06.2014 tarihli ve 834-321 sayılı kararında da, aynı ilkeler benimsenerek 1412 sayılı CMUK’nın 305 ila 326. maddelerinin uygulanması gereken hâllerde, Cumhuriyet savcılarının duruşmalarına iştirak etmediği asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süresinin bu Kanun’un 310. maddesinin üçüncü fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle belirleneceği ve bu sürenin tefhim tarihinden itibaren bir ay olduğu kabul edilmiştir. Başka bir ifadeyle 6217 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik uyarınca asliye ceza mahkemesi duruşmasına katılamayan Cumhuriyet savcılarının bu mahkemenin kararlarını temyiz süresine ilişkin hukuki boşluk, 1412 sayılı CMUK’nın “Sulh mahkemelerinin temyizi kabil kararları, yargı çevresi içinde bulundukları asliye ve ağır ceza mahkemeleri nezdindeki Cumhuriyet savcıları tarafından, tefhim tarihinden itibaren bir ay içinde temyiz edilebilir.” şeklinde düzenleme içeren 310. maddesinin 3. fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle giderilmeye çalışılmış ve önceki uygulamalar devam ettirilmiştir.
Diğer taraftan, 28.06.2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun’un 84. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 6. madde uyarınca sulh ceza mahkemeleri yürürlükten kaldırılarak sulh ceza hâkimlikleri kurulmuş, bu maddenin yürürlüğe girdiği 28.06.2014 tarihi itibarıyla sulh ceza mahkemelerinde görülmekte olan dava dosyalarının bir ay içinde yetkili asliye mahkemelerine devredileceği hükme bağlanmıştır.
1412 sayılı CMUK’nın yürürlükten kaldırılmasına rağmen 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrası ile, bölge adliye mahkemelerinin Resmî Gazete’de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddelerinin uygulanacağına ilişkin istisnai bir düzenlemeye yer verilmesi karşısında, uyuşmazlığın çözümü bakımından 5271 sayılı CMK’nın istinaf başvurusunun süresini belirleyen 273 ve temyiz süresini düzenleyen 291. maddeleri de kıyaslamada dikkate alınamayacaktır. Öte yandan, 7035 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin birinci fıkrası ile; “Bu Kanunla, 5271 sayılı Kanun’un 291. maddesi ile 6100 sayılı Kanun’un 361. maddesinde temyiz sürelerine ilişkin olarak yapılan değişiklikler, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte ve sonrasında verilen kararlar hakkında uygulanır.” hükmü öngörülmüş olup 1412 sayılı CMUK’nın temyiz süresine ilişkin hükümlerine de atıf yapma imkanı bulunan kanun koyucunun bilinçli bir tercih göstererek bu yönde bir düzenlemeye yer vermemesi dikkate alındığında, istinaf öncesi veya sonrası ayrımı yapılmaksızın 05.08.2017 tarihinden sonra verilen tüm kararların on beş günlük temyiz süresine tabi olduğundan da bahsedilemeyecektir.
Aksi düşüncenin kabulü, yasa koyucunun açık bir irade sergileyerek henüz uygulanmasını istemediği bir yasa normunun yorum yoluyla uygulanması anlamına gelir ki, bu şekilde ulaşılan sonucun da Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen, ayrıca Anayasanın 38. maddesi ile güvence altına alınan “kanunilik ilkesine” aykırı olacağı açıktır.
Bu durumda Cumhuriyet savcılarının duruşmasına iştirak etmediği asliye ceza mahkemesi kararlarını hangi sürede temyiz edeceklerine ilişkin sorunun, 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 1. fıkrası ile yerleşmiş içtihatlar doğrultusunda, 1412 sayılı CMUK’nın 310. maddesi kıyasen uygulanarak çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Sanık …’ın 22.09.2007 tarihinde işlediği iddia olunan karşılıksız yararlanma suçundan cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece sanığın atılı suçtan mahkûmiyetine ilişkin 26.12.2007 tarihli ve 191-241 sayılı hükmün Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 26.05.2010 tarih ve 5428-6340 sayı ile bozulmasının ardından devam olunan yargılama sonucunda, bozmaya uyan Yerel Mahkemece, sanığın atılı suçtan cezalandırılmasına ve CMK’nın 231. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, kararın itiraz edilmeksizin 10.11.2010 tarihinde kesinleştirildiği,
6217 sayılı Kanun’un 26. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 3. madde uyarınca 01.01.2014 tarihine kadar, asliye ceza mahkemelerinde yapılan duruşmalarda Cumhuriyet savcısının bulunmayacağına ilişkin sürenin, bu aşamada, 6572 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile 5320 sayılı Kanun’a eklenen Geçici 9. madde uyarınca 31.12.2019 tarihine kadar uzatıldığı,
Sanığın denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle ihbar üzerine dosyayı yeniden ele alan Yerel Mahkemece devam olunan yargılama sonucunda 27.04.2017 tarihli karar oturumunda hükmün aynen açıklanarak sanığın neticeten 3000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği,
Yoklukta verilen bu hükmün görüldü işlemleri için o yer Cumhuriyet savcısına 29.05.2017 tarihinde tebliğ edildiği ve 30.05.2017 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf talebinde bulunulduğu anlaşılan olayda;
Ceza muhakemesi sistemimizde hükümlerin temyiz edilebilmelerinin kural, temyiz edilememelerinin ise istisna oluşu, hukuk normlarının yorumlanmasında, Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen “Hak arama hürriyeti” ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde hüküm altına alınan mahkemelere erişim hakkının gözetilmesi gerekliliğine ilişkin düzenlemeler ve “Silahların eşitliği” ilkesi dikkate alındığında, kamu davasının ilgililerinden olan Cumhuriyet savcısının etkin bir şekilde temyiz kanun yoluna başvurma hakkı olduğunda herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte,
5271 sayılı CMK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, 1412 sayılı CMUK’nın yürürlükten kaldırılmasına rağmen 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesinin birinci fıkrası ile, bölge adliye mahkemelerinin Resmî Gazete’de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddelerinin uygulanacağına ilişkin emredici ve istisnai nitelikte bir düzenlemeye yer verilmesi karşısında, her ne kadar 6545 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik uyarınca 28.06.2014 tarihi itibarıyla sulh ceza mahkemeleri yürürlükten kaldırılmış ise de, kanun koyucunun, bu mahkemelerin temyiz süresine ilişkin hükümlerine de atıf yapma imkanı bulunduğu hâlde bu yönde bir düzenlemeye yer verilmemesi de dikkate alınarak, 1412 sayılı CMUK’nın 305 ila 326. maddelerinin uygulanması gereken hâllerde, Cumhuriyet savcılarının duruşmalarına iştirak etmediği asliye ceza mahkemesi kararlarına yönelik temyiz süresinin bu Kanun’un 310. maddesinin üçüncü fıkrası kıyasen uygulanmak suretiyle belirlenmesi gerektiği ve bu sürenin tefhim tarihinden itibaren bir ay olduğu, 6217 sayılı Kanun ve devamında 6572 sayılı Kanun’un 45. maddesi ile 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’a eklenen Geçici 9. madde uyarınca duruşmalara iştirak etmeyen o yer Cumhuriyet savcısının, kanun yolunda yanılmasının hukuki önem taşımadığı hususu da gözetilerek 27.04.2017 tarihinde tefhim olunan hükme yönelik 30.05.2017 tarihinde gerçekleştirdiği temyiz talebinin bir aylık süreden sonra olduğunun kabulü gerekmektedir.
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu Üyesi; “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,
2- Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 29.03.2021 tarihli ve 5829-6087 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
3- Cumhuriyet savcısının, Sapanca Asliye Ceza Mahkemesinin 27.04.2017 tarihli ve 526-233 sayılı hükmüne yönelik temyiz isteminin, süresinden sonra yapılmış olması nedeniyle 1412 sayılı CMUK’nın 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca ilk karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 310 ve 317. maddeleri gereğince REDDİNE,
4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 07.12.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.