Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/17529 E. 2012/44804 K. 04.12.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/17529
KARAR NO : 2012/44804
KARAR TARİHİ : 04.12.2012

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Sanığın mağdur …’na yönelik 01.02.2005 tarihli eylemi açısından kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
01.02.2005 olan suç tarihinden temyiz inceleme gününe kadar 765 sayılı TCK’ un 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımının dolduğu anlaşıldığından; 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’ un 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA; ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden aynı kanunun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak 5271 sayılı CMK’ un 223/8. maddesi gereğince sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,
2-Sanığın mağdur …’ya yönelik 10.06.2005 tarihli eylemi açısından kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için aranan, 5271 sayılı CMK’nun 231/6.maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle, sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği belirlenerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanık ve müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Somut olayda; seyyar niyetçilik yapan sanığın, saat yazılı olan sakız kağıtlarının bulunması karşısında para ya da cep telefonu kazanıldığını vaat ettiği, bir önceki kişinin gösterdiği sakızdan bir şey çıkmaması üzerine bu defa mağdurun gösterdiği sakızdan saat çıktığını söyleyip para veya cep telefonundan hangisini istediğini sorduğu, mağduru yaptığı çekiliş karşılığında cep telefonu alacağına inandırarak 20 TL parasını aldığı ve bu paranın bundan sonraki yapacağı çekilişe dair olduğunu söylediği ve cep telefonunu vermediği gibi sonradan yapılan tespite göre de çekilişe konu ettiği 5 adet telefondan 2 adetinin maket,3 tanesinin de bozuk olduğu sabit olmakla, sanığın eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeyerek,suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de ;
Adli emanetin 2005/277 sırasında kayıtlı olan bir adet sehpa, beş adet cep telefonu ve 22 adet sakızın 5237 sayılı TCK’nın 54. maddesine göre müsadere edilmesi gerektiği gözetilmeden, suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunmayan 765 sayılı TCK’nın 36. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı yasanın 8/1.maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, aynı yasanın 326/son maddesi gereğince ceza miktarı bakımından kazanılmış haklarının saklı tutulmasına 04.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.