YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/16193
KARAR NO : 2012/556
KARAR TARİHİ : 18.01.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, davalıya ait daireyi 01.05.2007 tarihinde kiraladığını, ağustos 2007‘de yoğun yağışlar nedeniyle daireyi iki kez su bastığını dairenin ofis olarak kullanıldığını ve ofis malzemeleri ile dairenin büyük zarara uğradığını, bu nedenle … Asliye Hukuk Mahkemesinde tespit yaptırdığını, ve fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak … Asliye Hukuk Mahkemesinde 2000,00 TL’lik kısmi dava açtığını davanın kabulüne karar verildiğini, bu dosya da tanzim edilen bilirkişi raporu ile zararının 10.535,00 TL olduğunun tespit edildiğini bu nedenle geriye kalan 8.535,00 TL zararın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir
Davalı, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, kısa kararda davanın kısmen kabulüne denmekle, gerekçeli karar da ise davanın kısmen kabulü ile 7.035,00 TL’nin dava tarihinden itabaren yürütülecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, geriye kalan kısma ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm davalı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2009/19-109 Esas ve 2009/123 Karar sayılı ilamında değinildiği üzere, 10.04.1992 tarih, 1991-7 Esas 1992-4 Karar Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, hâkimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olması gerektiğini öngörmektedir. Yargı erkinin görev ve yetkisi, Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak, keza İçtihadı Birleştirme Kararlarının bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır.
Öyle ki, İçtihadı Birleştirme Kararında bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde, başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Ayrıca 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 381, 388 ve 389 maddelerinde hüküm fıkrasında nelerin yer alacağı açıklanmış; 388.maddesinin son fıkrası ile “Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmü getirilmiştir.
Somut uyuşmazlıkta açıklanan yasal düzenleme gözetilmeyerek kısa karar ile gerekçeli kararın hüküm fıkrası arasında çelişki oluşturulması, HUMK.’ nun 388/son madde ve fıkrası gereğince hükmün bozulmasını gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince davalının diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan 104.50 TL. temyiz harcının istek halinde iadesine, 18.1.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.