Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/17538 E. 2012/44820 K. 04.12.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/17538
KARAR NO : 2012/44820
KARAR TARİHİ : 04.12.2012

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi

Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilelinin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK.nun 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; kimliği tespit edilemeyen şahsın, sanık … ile birlikte, … Bankasından maaşını çeken katılanın yanına gelerek, hac yolunda amcasının öldüğünü hac parasını tanıdığı fakir biri varsa ona vermek istediğini söylemesi üzerine, katılanın da tanıdığı fakir birisinin olduğunu söylediği, kimliği meçhul şahsın paranın bir hocaya okutulması gerektiğini söyleyerek katılandan yanında ne kadar parası olduğunu sorduğu, 500 TL parayı az bulduğu ve katılandan evde para veya altını varsa onları da getirmesini istediği, altınlarla birlikte 500 TL’yi hocaya okutturup göstereceği fakir kişiye verdikten sonra parasını ve altınlarının tamamını ve bir miktar parayı da kendisine vereceklerini söylediği, kimliği meçhul şahsın altın ve paralarla birlikte önden gittiği, arkadan gelen İsmail’in ise ortadan kaybolduğu, katılanın arkasına dönüp sanık …’e baktığı esnada bu kez önden giden kimliği meçhul şahsın para ve altınlarla birlikte ortadan kaybolduğu sabit olmakla, eylemin temas ettiği 5237 sayılı TCK’nın 158/1.a maddesinde düzenlenen “dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle” nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, duruşmaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı yasanın 8/1.maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, 04.12.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.