Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/1750 E. 2013/20968 K. 25.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/1750
KARAR NO : 2013/20968
KARAR TARİHİ : 25.12.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.

Beraat eden ve temyiz kapsamında bulunmayan sanıklar … ile …’ün Düzce Kurtsuyu Köyü Ebubekir-i Sıdık-i Cami Yaptırma Ve Yaşatma Derneği adına yardım toplaması için izin belgeleri olduğu, yardım toplama izin süresinin bittiği ve Valilik oluru ile yardım toplama faaliyetinin iptal edilmesine rağmen, sanıkların bir şekilde ellerine geçirdikleri yardım toplama makbuzlarını renkli fotokopi ile çoğaltıp yardım toplamaya devam ettikleri, suç tarihinde şikayetçilerden de para talep etmeleri üzerine, şikayetçilerin makbuzdaki telefon numarasını aradıklarında yardım toplamanın söz konusu olmadığını öğrendikleri ve ihbar üzerine sanıkların yakalandıkları ve bu şekilde nitelikli dolandırıcılık suçunu işledikleri iddia ve kabul olunan somut olayda;
1-Sanık … yönünden yapılan temyiz incelemesinde;
Sanığın yardım toplama bahanesiyle para aldığı kişi sayısınca dolandırıcılık suçunun oluşacağı gözetilmeden zincirleme suç hükümleri uygulanmak suretiyle eksik ceza tayini, alehye temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Sanık … yönünden yapılan temyiz incelemesinde;E
Elektronik ortamda (UYAP) MERNİS’ten alınan 18/12/2013 tarihli nüfus kayıt örneğine göre sanığın, hüküm tarihinden sonra 29/01/2013 tarihinde öldüğü anlaşılmakla, kamu davasının 5237 sayılı TCK’nın 64. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmesi zorunluluğu,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, 25.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.