Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/1824 E. 2013/20983 K. 25.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/1824
KARAR NO : 2013/20983
KARAR TARİHİ : 25.12.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanık hakkında hükmolunan ceza miktarına nazaran, sanık müdafinin duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. Maddesi de gözetilerek CMUK’nın 318. maddesi uyarınca reddine karar verilerek yapılan incelemede;
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Katılanın işyerinde satış temsilcisi olarak çalışan sanığın toplam değeri 68.084,00 TL olan 21 adet buzdolabı, 27 adet çamaşır makinası ve 11 adet bulaşık makinesini işyeri deposundan alarak sattığının iddia edildiği somut olayda; sanığın aşamalardaki savunmalarında atılı suçlamaları kabul etmeyerek malzemelerin alınıp satıldığı tarihlerde askerde olduğunu savunması, tanık …’in soruşturma aşamasında suça konu bulaşık makinasını aldıkları kişi olarak sanığı fotoğrafından teşhis etmesine rağmen duruşma aşamasındaki beyanında makinayı aldıkları kişinin duruşmada hazır olan sanığın olmadığını beyan ederek çelişkili beyanlarda bulunması, katılanın sanığı malzemeleri alıp satarken görmediğini beyan etmesi, katılana ait işyerinden alınarak satılan ürünlerin Ankara, İzmir ve Van’da bulunan evlere kurulduğunun yetkili servisler aracılığı ile tespit edildiği ancak Ankara’da kurulan ürünler hakkında araştırma yapılmadığı, Van’da kurulan ürünler hakkında ise İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Van Cumhuriyet Başsavcılığı’na anılan konu hakkında 09.03.2007 tarihli soruşturma talimat yazısının yazıldığı ancak sonucunun beklenmediğinin anlaşılması karşısında; gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi amacıyla; tanık …’in aşamalardaki beyanları arasındaki çelişkinin giderilmesi, sanığın suçun işlendiği iddia edilen tarihlerde askerde olup olmadığı, askerde ise izinli olup olmadığının ilgili kurumlardan sorulmak suretiyle kesin bir şekilde belirlenmesi, Ankara’da kurulan ürünlerin hangi adreslere
kurulduğunun yetkili servisler aracılığı ile belirlenerek bu adreslerde bulunan kişilerin tanık olarak dinlenilmeleri ile suça konu malzemeleri kim veya kimlerden aldıklarının sorulması,Van Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazılan talimat yazısının akibetinin araştırılmasından sonra sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekirken eksik araştırma sonucu yazılı şekilde karar verilmesi,
Kabule görede;
1-Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.10.2009 gün ve 8-124-224 sayılı kararında açıkça belirlendiği gibi temel cezanın belirlenmesinde hakim somut olayda TCK’nın 61/1. maddesi gözönünde bulundurarak işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırları arasında temel cezayı belirlerken aynı yasanın 3/1 maddesi uyarınca hüküm ile işlenen fiil arasında “orantı” bulunmasını gözetmek durumundadır. Hakimin temel cezayı belirlerken dayandığı gerekçenin yasal ve yeterli olması denetime izin verecek şekilde açıkça gösterilmesi gereklidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde kullanılan gerekçenin TCK’nın 61. Maddesi anlamında yasal ve buna bağlı olarak alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi doğru bir uygulama olarak kabul edilebilir ise de suça konu değer gözetildiğinde, adalet, hakkaniyet ve nasafet kurallarına uygun bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden, yerinde bulunmayan gerekçe ile fiilin ağırlığıyla orantılı olmayacak şekilde asgari haddin çok üzerinde temel ceza tayin edilerek teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle fazla ceza tayini,
2- Ceza Genel Kurulu’nun 08/06/2010 tarihli ve 2010/11-98, 143 sayılı kararında da belirtildiği gibi, 5237 sayılı TCK’nın 43/1 maddesinde bulunan, “değişik zamanlarda” ifadesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gerekli olup, somut olayda, suça konu malzemelerin sanık tarafından aynı anda mı yoksa farklı zamanlardamı alınıp satıldığı belirlenmeden TCK’nın 43. maddesinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş olup sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25/12/2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.