YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/1590
KARAR NO : 2013/20947
KARAR TARİHİ : 25.12.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Değişik suç vasfına göre hırsızlık suçundan mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1) Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Hırsızlık suçunda ise; menkul bir malın, sahibinin rızası dışında alınması, mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerindeki zilyetlikten … tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale gelmesi söz konusudur.
Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Malatya şehir merkezinde yürümekte olan şikayetçi …’ın yanına gelen sanık …’ın “sen benim kız arkadaşıma laf atmışsın, gel seni yüzleştireceğim” diyerek şikayetçiyi kız arkadaşının beklediğini söylediği bir işhanına götürdüğü, bu esnada sanığın yanına sanıkla birlikte hareket eden bir şahsın daha geldiği ve “bu mu laf atan” dediği, işhanında telefonu ile konuşmaya başlayan sanığın kontörünün bittiğini söyleyerek şikayetçiden telefonunu
istediği ve aldığı, görüşme yaptığı izlenimi vererek işhanından çıkmasının ardından sanıkla birlikte hareket eden diğer şahsın da arkadaşına bakma bahanesi ile olay yerinden ayrıldığı ve geri dönmediği olayda, sanık …’ın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 157/1 maddesinde düzenlenen “dolandırıcılık” suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde “hırsızlık” suçundan hüküm kurulması,
2) Ceza Genel Kurulunun 17/11/2009 tarih ve 2009/8-122-266 sayılı kararında belirtildiği gibi; ceza yargılamasının en önemli ilkelerinden biri olan “in dubio pro reo” yani “kuşkudan sanık yararlanır” kuralı uyarınca, sanığın bir suçtan cezalandırılmasının temel koşulu, suçun kuşkuya yer vermeyen bir kesinlikle ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli kuşkulu ve tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti, yargılama sürecinde toplanan kanıtların bir kısmına dayanılarak ve diğer bir kısmı gözardı edilerek ulaşılan ihtimali kanıya değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalıdır. Bu ispat, hiçbir kuşku ve başka türlü bir oluşa olanak vermeyecek açıklıkta olmalıdır. Yüksek de olsa bir olasılığa dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza yargılamasının en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan, varsayıma dayalı olarak hüküm vermek anlamına gelir. O halde ceza yargılamasında mahkûmiyet, büyük veya küçük bir olasılığa değil, her türlü kuşkudan uzak bir kesinliğe dayanmalıdır. Adli hataların önüne geçilmesinin tek yolu budur.
Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Sanık …’ın aşamalardaki beyanlarında istikrarlı bir şekilde diğer sanık … ile birlikte başkaca benzer suçları işlemiş olsalar da şikayetçi …’a yönelik eyleme iştirak etmediğini söylemesi, şikayetçi Hakan’ın sanığın fotoğrafları üzerinden, tanık Mehmet Altın’ın ise canlı olarak gösterildiğinde sanığı teşhis edememiş olması karşısında, sanık …’in eylemlerine iştirak eden failin sanık … olduğuna ilişkin kuşkular bulunmakla, sanık … Bayaran’ın atılı suçtan beraatı yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.