Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/1602 E. 2013/20942 K. 25.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/1602
KARAR NO : 2013/20942
KARAR TARİHİ : 25.12.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1) Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi,kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının,özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Sanığın otomobil satın aldığı katılana verdiği çekin sahte çıktığı olayda, sanık aşamalardaki beyanlarında suça konu çeki motorin sattığı Kenan Keren’e isimli şahıstan aldığını, sattığı motorinin 13.125 TL bedelli olup çek miktarı olan 13.700 TL’den artan 575 TL’nin 275 TL’sini elden bahsi geçen şahsa verdiğini, kalanını da PTT havalesi ile gönderdiğini beyan etmiş olup, satılan motorin miktarı ile uyumlu fatura ve Kenan Keren’e yaptığı 300 TL’lik PTT havalesine ilişkin dekont ibraz etmiş olması, bu hususun mahkemece araştırılmaması karşısında, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti bakımından; sanığın suç tarihinde akaryakıt satışı işi ile iştigal edip etmediği, ibraz ettiği faturanın gerçek bir satışı yansıtıp yansıtmadığı, dosya arasında mevcut PTT havale dekontlarında görünen ödemeleri kimin çektiğinin araştırılıp, Kenan Keren isimli şahsa ulaşılması halinde olaya ilişkin olarak bahsi geçen şahsın ayrıntılı beyanına başvurulduktan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
2) Sanığa 5271 sayılı CMK’nın 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı tanınmadan hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesi gereğince tekerrür hükümlerinin uygulanması,
3) 5237 sayılı TCK’nın 58/7. maddesi uyarınca, mahkûmiyet kararında, hükümlü hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanacağının gösterilmesi gerekliliğine uyulmaması,
4) Nitelikli dolandırıcılık uygulamasında; 5237 sayılı TCK’nın 61/8. maddesi uyarınca adlî para cezası hesaplanırken, bu madde hükmüne göre cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimlerin gün üzerinden yapılacağına dair düzenlemeye aykırı olarak, anılan yasanın 62. maddesine göre yapılan indirimin adli para cezası miktarı üzerinden yapılması suretiyle sanığa fazla ceza tayini,

5) Sahtecilik suçlarında belgenin aldatma niteliğinin bulunup bulunmadığını belirlemek görevi mahkemeye ait olduğundan, suça konu belgelerin aslı getirtilip incelenerek, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması ve gerekçeli kararda aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının tartışılmasından sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini ile, suça konu belge aslının denetime olanak tanıyacak şekilde dosya içerisinde bulundurulması gerektiğinin gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.