YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/29759
KARAR NO : 2013/20927
KARAR TARİHİ : 25.12.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanık …’a istinabe mahkemesinde müdafii atanmış ve sanık kendisini müdafii ile birlikte savunmuş olup, 7201 sayılı Tebligat Kanununun 11.maddesi uyarınca “vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır.” şeklindeki emredici düzenlemeye aykırı olarak gerekçeli kararın sanığın bizzat kendisine yapılması temyiz süresini başlatmayacağı cihetle, sanık müdafiinin öğrenme üzerine yaptığı temyiz isteğinin süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;
1)Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için,bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Sanıkların fikir ve işbirliği içerisinde hareket ederek, sanıklardan …’ın başkan yardımcılığını yaptığı Elazığ’da faaliyet gösteren Şefkatli Eller İşitme ve Konuşma Engelliler Derneğinin ismi kullanılarak bastırılıp üzerinde “Şevkatli Eller İşitme ve Konuşma Engelliler Derneği Ürt ve Paz” ibaresi yazılı faturaları sanık …’e teslim ettikleri, Erzincan’da tespit ettikleri mağdurları telefon ile arayan, sanıklarla işbirliği içerisinde hareket ettiği anlaşılan kimliği belirsiz bir kadının, mağdurlara Erzincan Üniversitesi Rektörlüğünden aradığını, engelliler yararına bir etkinlik düzenlediklerini, yapacakları yardım karşılığında gelecek görevlinin kendilerine bayrak vereceğini söylediği, telefonla görüşme neticesinde yardımda bulunmaya olumlu bakan mağdurların yanına giden sanık …’nin anılan faturaları düzenleyip bayrağı da mağdurlara teslim ederek mağdurların yaptıkları yardımları teslim aldığı, tahsil ettiği paraların bir kısmını sanıklardan …’ın PTT çek hesabına yatırdığı, bir bölümünü ise sanık …’a elden teslim ettiği iddia olunan olayda, yargılama boyunca sanıkların suistimal ettikleri kabul edilen derneğin gerçekten kurulup kurulmadığı, mevcut olup olmadığına ilişkin herhangi bir araştırma yapılmamış olup, öncelikle ilgili idarelerle yapılacak yazışmalarla anılan derneğin usulüne uygun olarak kurulmuş bir dernek olup olmadığı tespit edilip, sanıkların eylemlerinin hangi şekilde 5237 sayılı TCK’nın 158/1-d maddesinde düzenlenen suçu teşkil ettiği gerekçede tartışılmadan yazılı şekilde karar verilmesi,
2)Mağdurların tamamının karar tarihi sonrası verdikleri dilekçeleri ile sanıkların zararlarını ifade verdikten sonra giderdiklerini, şikayetçi olmadıklarını belirtmeleri karşısında, mağdurların zararlarının hangi şekilde ve ne zaman giderildiğinin kesin olarak belirlenmesi ile sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 168. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının tartışılmasında zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 25.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.