Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/20216 E. 2013/4453 K. 12.03.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/20216
KARAR NO : 2013/4453
KARAR TARİHİ : 12.03.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, Tehdit
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Katılanın sanığa ait işyerini devren satın aldığı ve karşılığında 25.000 TL bedelli, borçlusunun sanık, alacaklısının katılan olduğu ve üzerinde…’ine ait kaşenin bulunduğu, kaşenin altında … mahallesi, …, 30/C Bornova adresinin yazılı olduğu üç adet bonoyu katılana verdiği, vadesi gelen bonoların ödenmemesi üzerine icra takibine konulduğu, sanığın, senet altında yazılı adreste bulunmaması nedeniyle alacağın tahsil edemediği, yapılan araştırmada, söz konusu şirketin başka bir adreste bulunduğu, sanığın kendi ikametgah adresinin de başka bir yer olduğu ve şirket adına bastırılan kaşe altındaki adres ve sicil numarasının yanlış olduğunun tespit edildiği, böylece sanığın, haksız menfaat elde etme kastıyla hareket edip, adres bilgilerini senetlere yanlış yazarak dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği ve sanığın katılana yönelik olarak “senetleri icra takibinden çek, aksi halde senin ve ailen için iyi olmaz, seni dağa kaldırırım” diyerek tehdit ettiğinin iddia edildiği olayda,
1-Tehdit suçundan kurulan mahkumiyet kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Tehdit, bir kimsenin başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir. Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin,onun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi, verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Suçun işlendiği gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın senetlerin üzerine yazdığı…’i isimli bir işyerinin gerçekte var olduğu, ilgili Ticaret Sicil Memurluğu’ndan veya nüfus idaresinden talep edildiği takdirde, sanığın adreslerine kolayca ulaşma imkanının bulunduğu, suça konu senetlerin, zorunlu unsurlara haiz olup hukukça geçerli oldukları, sanığın senetleri kendisinin imzaladığını kabul ettiği, senetlerin teslimi sırasında kendi kimlik fotokopisini katılana verdiği, sadece adresin yanlış yazılmasıyla katılanın denetim ve inceleme imkanını ortadan kaldırmadığı, bu şekildeki yanlış adres yazılması eylemi nedeniyle senetlerin geçersiz hale gelmediği, sanık hakkında adres araştırması yapılmak suretiyle icra aracılığıyla tahsil yoluna gidilmesinin her zaman mümkün olduğu, senetlerin bedelinin ödenmemesinin tek başına dolandırıcılık suçunun oluşması için yeterli olmadığı, bütün bu hukuki ve fiili olgular karşısında katılanın denetim imkanının ortadan kaldırılmadığı dikkate alınarak, suçun yasal unsurlarının oluşmadığı, bu nedenle sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 12/03/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.