YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/13361
KARAR NO : 2012/37932
KARAR TARİHİ : 28.05.2012
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanık hakkında hükmolunan ceza miktarına nazaran sanığın duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 318.maddesi uyarınca reddine karar verilerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için ise; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Somut olayda; sanığın, kendi adına banka kredisi çekmek için daha önceden tanıdığı müştekiden aracın devrini istemesi üzerine, müştekinin noter aracılığı ile verdiği vekaletnameye dayanarak aracı başkasına sattığı ve parasını müştekiye vermediği, iddia olunmasına göre, noter satış vekaletnamesinde vekil olarak sanığın tayin edildiğinin anlaşılması karşısında; sanığın bu aracı kendi üzerine almasının fiilen olanaksız olduğu ve müştekinin oto satışına ilişkin vekaletnameyi sanığa rızaen vermesine ilişkin somut olguların değerlendirilmesi ve tarafların yargılama aşamalarındaki beyanlarına göre aracın satış için sanığa teslim edildiğinin kabulü gerektiği, bu nedenle eylemin 5237 sayılı TCK’nun 155/1 maddesinde düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin yazılı şekilde suç vasfında yanılgıya düşülerek dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması,
Kabule göre de;
a- Temel cezanın belirlenmesinde 5237 sayılı TCK’nun 61/1 maddesinde sayılan hususlar yerine sanığın sabıkası ve suç işleme eğilimi gerekçe gösterilerek yasal olmayan gerekçeyle alt sınırdan uzaklaşılması,
b- 5237 Sayılı TCK’nun 53. maddesi uygulamasında a,b,d,e bentlerinde gösterilen hakları mahkum olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, c bendinde sayılan kendi altsoyu üzerindeki velayet hakkı; vesayet veya kayyımlığa ait hizmette bulunma haklarını koşulu salıverme tarihine kadar kullanamayacağının hükümde gösterilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK. nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 28.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.