YARGITAY KARARI
DAİRE : 13. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/7066
KARAR NO : 2012/12467
KARAR TARİHİ : 15.05.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR
Davacı, muhasebeci olan davalının kendi muhasebeciliğini yaptığı dönemde maliyeye yatırmak için aldığı paraları ilgili kurumlara yatırmadığını, davalının düzenlenen protokol ile bu paraları ödemeyi üstlendiğini, ancak davalının protokolde kararlaştırılan parayı ödemediğini bunun üzerine davalının verdiği çeki icraya koyduğunu, ancak icra hukuk mahkemesince zamanaşımı nedeniyle icra takibinin iptal edildiğini ileri sürerek 20.000 TL tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının kendisine verdiği bir miktar parayı …’ye yatırmadığı hususunun doğru olduğunu paraların en kısa sürede yatırılması ve davacıya ait şahıs firmasının kapanış işlemlerinin yapılması için mutabakata varıldığını, bu amaçla teminat için çek verdiğini resmi kurumlara paraları ödeyip davacı firmasının kapanış işlemlerini yaptığını savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davacının 31.12.2001 tarihli itibariyle vergi mükellefiyetini terk ettiği ve borcunun bulunmadığının vergi dairesince bildirildiği, protokolde borcun miktarı ve ne şekilde ödeneceğine dair açıklama bulunmadığı, davacının işletmesinin vergi kaydının kapanmasına ve borcunun bulunmamasına göre davanın kanıtlanamadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacının muhasebe işlemlerini yürüten davalının ilgili dairelere yatırılması için davacı tarafından kendisine verilen bir takım paraları zimmetinde tuttuğu ve idareye ödemediği sabittir. Hemen belirtmek gerekirki, davalı davacının 20.000 TL ödenmesi gerektiğine dair iddiasına karşı koymadığı gibi düzenlenen tarihsiz “protokol ve borç ödeme taahhüdü” başlıklı belgede de davalının 20.000 TL bedelli çek verdiği, davalının 31.12.2004 tarihine kadar tüm mükellefiyetlerini yerine getirmesi halinde çekin iade edileceği belirtilmiş olmakla, davalının davacıya olan borcunun 20.000 TL olduğunun kabulü gerekir. Öte yandan protokolde, davacıya ait şahıs şirketinin kapanışının davalı tarafça yapılmak suretiyle borcun ödeneceğine dair kayıt bulunmadığı gibi davalı kapanış işlemlerini yaptığını da ispat edememiştir. Kaldı ki kapanış ile ilgili işlemleride bizzat davacı yapmıştır. Davacı, ilgili dairelere davalıca ödenmesi gereken miktarları kendisinin ödediğini iddia ederek buna ilişkin makbuz asılları sunmuştur. Makbuz asıllarının davacı elinde bulunması bunların davacı tarafça ödendiğine karine teşkil eder. Davalı ise davacı elinde bulunan makbuzlardaki bedelleri kendisinin ödediğini yasal delillerle ispat edememiştir. Davacıya ait şahıs firmasının vergi mükellefiyetini borçsuz olarak terketmiş olması da bu sonucu değiştirir nitelikte değildir. Hal böyle olunca asılları davalı elinde bulunan 1527,95 TL’lık makbuzların davalıca ödendiği, bu miktarın 20.000 TL’den mahsubu sonucu kalan 18472,05 TL’nın davacı tarafından ilgili idareye ödendiği ve davalının bu miktardan sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Ne varki davalının cevap dilekçesinde her türlü yasal kanıt demek suretiyle yemin deliline dayandığı anlaşıldığından davalıya, ilgili dairelere ödemeleri kendisinin yaptığına dair davacı tarafa yemin yöneltme hakkı olduğu hatırlatılarak hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi zorunludur. Mahkemece, değinilen bu yön gözardı edilerek yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırıdır. Bozmayı gerektirir.
SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle; temyiz olunan kararın davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, 15.5.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.