YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/25509
KARAR NO : 2013/9095
KARAR TARİHİ : 16.05.2013
MAHKEMESİ :Çocuk Mahkemesi
SUÇ : Güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu 26.madesindeki “Çocuk mahkemesi, asliye ceza mahkemesi ile sulh ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar bakımından, suça sürüklenen çocuklar hakkında açılacak davalara bakar” hükmü karşısında tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak, hırsızlık suçunun temel şeklidir. Taşınır malın alınmasının suç oluşturabilmesi için, zilyedinin rızasının bulunmaması gerekir.
1-Suça sürüklenen çocuğun, katılandan telefonunu kendi hattını takıp konuşmak için aldıktan sonra geri vermeyip ortadan kaybolduğunun anlaşıldığı olayda, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.06.2012 gün ve 2011/15-440 Esas; 2012/229 Karar sayılı kararında da belirtildiği gibi, kullanıp kısa sürede iade edilmek üzere zilyedliği devredilmeksizin kendisine verilen cep telefonunu geri vermeyip olay yerinden uzaklaşmaktan ibaret eyleminin “hırsızlık” suçunu oluşturduğu gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,
2-Kabule Göre de;
Hapis cezası alt sınırdan tayin olunduğu halde, ayrıca yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden aynı gerekçeyle adli para cezasına esas alınması gereken tam gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak tayini suretiyle çelişkiye düşülmesi,
3-5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 106.maddesinin 4.fıkrasında, “Çocuklar hakkında hükmedilen; adli para cezası ile hapis cezasından çevrilen adli para cezasının ödenmemesi halinde, bu cezalar hapse çevrilmez. Bu takdirde onbirinci fıkra hükmü uygulanır.” hükmünün öngörülmüş olması karşısında, ödenmeyen adli para cezasının hapse veya diğer tedbirlere çevrilmesinin olanaklı olmayıp, anılan maddenin 11.fıkrası uyarınca 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre tahsil edilmesi gerektiği gözetilmeksizin, kararda, suça sürüklenen çocuklar hakkındaki “ödenmeyen adli para cezasının TCK’nın 50/1.maddesinde belirtilen diğer tedbirlere çevrileceğinin ihtarına” denilerek hüküm kurulması,
4-Sanık hakkında TCK 155/1 maddesinde öngörülen adli para cezası tayin edilirken TCK 52.maddesinin dikkate alınarak adli para cesazının beş günden az yediyüz otuz günden fazla olmamak üzere gün karşılığı olarak belirlenmesi gerekirken, olayda uygulanma yeri olmayan 5252 sayılı yasaya göre 450 TL olarak belirlenmesi,
Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet Savcısı’nın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı yasanın 326/son maddesi gereğince kazanılmış hakkın gözetilmesine, 16.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.