Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/13957 E. 2013/18938 K. 03.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/13957
KARAR NO : 2013/18938
KARAR TARİHİ : 03.12.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de;“Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat,verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Somut olayda; sanığın, katılan ile birlikte …San. Ayakkabı Deri İnş. Tekstil Konf. San. Ltd. Şti’nin ortağı olduğu, şirketin temsil yetkilisinin münferiden şirket müdürü …’a verildiği, sanığın şirketi temsil yetkisinin olmamasına rağmen Oyak Bank …Şubesine müracaat ederek bankadan çek karnesi talebinde bulunduğu, bankanın talebini kabul etmesi üzerine 03/05/2006 tarihli çek sözleşmesini imzalayıp, bankadan çek karnesi aldığı, almış olduğu çek karnesinden altı adet çeki …San. Yetkilisi olan … adına imzalayarak piyasaya sürdüğü, çeklerin şirket hesabından ödendiği, yine sanığın almış olduğu çek karnesinden 17/08/2006 tarihli işlemi yapılan dört adet çekine de ödeme yasağı konularak ödenmediği iddia edilen olayda gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi bakımandan, sanığın aşamalarda değişmeyen savunmasında; şirket temsilcisi olan katılan ile suça konu çeklere ilişkin çek karnesini bankadan birlikte aldıklarını, katılanın işyerinde bulunmadığı zamanlarda işleri kendisinin yürüttüğünü ve mal alımlarında katılanın bilgisi dahilinde çek keşide edip verdiğini, çek karnesinin katılan tarafından kendisine kullanması için verildiğini ayrıca katılan tarafından da bir kısım çeklerin kullanıldığı ve keşide edilen çeklerin şirket faaliyetleri kapsamında kullanıldığını beyan etmesi karşısında;suça konu çeklerin sanıktan sonraki ciranta ve hamillerin ayrıntılı bir şekilde beyanı alınarak çeklerin hangi hukuki ilişkiye dayalı olarak alındığı, daha öncesinde de benzer şekilde çek alıp almadıkları hususlarının sorulması, sanığın bu şekilde başka şahıslara da çek keşide ettiğini belirtmesi karşısında çek karnesini veren bankadan bu yolla keşide edilen çeklerin daha öncesinde ödenip ödenmediğinin sorularak araştırılması, bu çekler üzerindeki imzaların katılan yada sanığın eli ürünü olup olmadığı hususlarında imza incelemesi yaptırılarak , toplanan deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş,katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03.12.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.