YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/66570
KARAR NO : 2013/10079
KARAR TARİHİ : 30.05.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hakaret, Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Sanık hakkında hakaret suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik katılan vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur.İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Katılanın, ticari taksi şöförü olan sanığın kullanmış olduğu araca yeğeni olan tanık Hatice ile birlikte bindiği, seyir halinde iken Kadıköyde bulunan Sporyum önünde trafiğin sıkışması üzerine sanığın kendi kendine konuşmaya başlayarak “uraya da bayanlar spora geliyor, trafiği tıkıyor, bunlar bana gelse onlara daha iyi spor yaptırırım”diye sözler sarfettiği, katılanın ev adresine doğru yaklaşılması üzerine tam olarak adresini tarif ettiği sırada sanığın katılana hitaben “dibine mi kadar gideceğiz?” diyerek hakaret suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, suçun unsurları itibariyle oluşmadığı gözetilmeden sanık hakkında mahkumiyetine yeter nitelikte delil bulunmadığından bahisle beraat kararı verilmesi sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, oyçokluğuyla;
2-Sanık hakkında hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik katılan vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Sanığın taksi ücreti olarak 8 TL istemesi üzerine katılanın sanığa 50 TL verdiği halde sanığın 10 TL aldığını iddia ederek üstüne 2 TL vermek istediği, katılanın kendisine 50 TL verdiğini söylemesi üzerine sanığın cebindeki paraları çıkarıp katılana göstermek istediği sırada 50 TL’yi saklamaya çalıştığının katılan beyanı ile uyumlu tanık Hatice’nin beyanı ile anlaşılması karşısında, eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 141/1 maddesinde tanımlanan hırsızlık suçunu oluşturduğu gözetilmeyerek mahkumiyeti yerine yazılı şekilde yasal olmayan gerekçe ile beraatine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, 30.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
Karşı Oy;
Yargılama konusu olay; ticari taksi şoförü olan sanığın, katılan Necla ve tanık olarak beyanı alınan Hatice’nin müşteri olarak araca binmesi üzerine tedirgin ve şüpheli davranışlar sergilediği, kapıları kilitleyip açtığı, trafik tıkanınca araçtan inip bagajda bir şeyler yaptığı, Kadıköy’de bulunan Sporyum’un önüne geldiklerinde onlara hitaben “buraya bayanlar spora geliyor, trafiği tıkıyorlar. Bana gelseler onlara daha iyi spor yaptırırım” şeklinde konuşup aracı birden ara sokağa sürdüğü, sokağın nereye gittiğini bilmediği için endişelenen katılanın müdahale ederek, ana yola çıkmasını istemesi üzerine ana yola çıktıkları zaman evi tarif eden katılana hitaben “dibine kadar mı?” şeklinde bir söz söylediği, katılanın bu sözü duymazdan gelerek cevap vermemesi üzerine bir kez daha tekrarladığı, 8 liralık taksi ücreti için kendisine verilen 50 lira verilmesine karşın 10 lira verildiğini söyleyerek 2 lira iade ettiği, katılanın itiraz etmesi üzerine 50 lirasının bulunmadığını söylediği, paraların altında 50 lirayı gören katılana bu paranın kendisine ait olduğunu söylediği şeklindeki iddialardan ibarettir.
Sanık hakkında hakaret ve hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan açılan davalar delil yetersizliğine dayalı beraat kararı ile sonuçlandırılmıştır.
Sayın çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık sadece hakaret suçundan verilen hükümle ilgilidir.
Katılan temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yüksek !5. Ceza Dairesi, hakaret suçundan verilen beraat hükmünün “hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden delil bulunmadığından bahisle beraat kararı verilmesi sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır” diyerek oy çokluğu ile onanmasına karar vermiştir.
Sayın çoğunluk ile sübut konusunda bir ihtilafımız bulunmamaktadır. Hakaret davasının konusu olan sözlerin hakaret suçunu oluşturmadığı hususunda da farklı düşünce içinde değiliz. Ayrı düşündüğümüz nokta, hakaret suçunun unsurlarını taşımayan sanığa ait söz ve davranışların cinsel taciz suçunu oluşturacağıdır.
Sanığın hareket ve sözleri bir bütün olarak incelendiğinde; dinleyenlerde cinsel algıya neden olan imalı sözler olduğu görülecektir. Sanık kasten cinsel çağrışım yapan kelimeleri seçerek katılan ve tanığa hitap etmiştir; nitekim katılan duyduğu bu sözlerden utandığı için duymazdan gelip cevap vermekten haya etmiştir. Zaten duyduğu bu rahatsızlık nedeniyle zikredilen sözleri şikayet konusu yapmıştır. Sanığın daha önceden hiç tanımadığı bayanların yanında cinsel anlam yüklenebilecek kelime ve cümleler üzerinde ısrarla durmasını; cinsel algıya neden olabilecek imalı bir mesaj olarak yorumlamak gerekir. Zaten onların, duydukları utanç nedeniyle susup, şikayet konusu yapmalarından, mesajın açıkça iletildiği kanıtlamaktadır.
Açıklanan nedenlerle; sanığın sözlerinin Türk Ceza Kanunun 105/1 maddesinde düzenlenen cinsel taciz suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi nedeniyle bozulması yerine yazılı gerekçeyle onanmasına karar verilmesi isabetli değildir. Bu nedenle sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.