YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/8702
KARAR NO : 2013/17740
KARAR TARİHİ : 18.11.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi
gerekir. Bankaların ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Somut olayda; sanık …’in, katılanın işyerini arayarak telefonda kendisini Çim Beton şirketinin sahibi …olarak tanıtıp lojmanlara doğalgaz tesisatı döşettiğini ve 4 adet kombiye ihtiyacı olduğunu, işlerinin yoğunluğu nedeniyle kendisinin gelemeyeceğini ve 5.000,00 TL’lik 1 adet çeki zarf ile göndereceğini söylediği, katılanın kabul etmesi üzerine suça konu 15.12.2007 keşide tarihli sahte çeki nakliyecilik yapan temyiz dışı … vasıtasıyla katılana gönderdiği, sanık …’ın verdiği adrese giden Hüsamettin’in, katılana ait işyerinde bulunan kombileri alıp suça konu çeki bıraktığı ve aldığı kombileri sanığa 29.11.2007 tarihinde teslim ettiği, aynı gün müştekiye ait firma çalışanları tarafından bankaya götürüldüğünde çekin, … Nak. Tur. San. ve Tic. Ltd. şirketine ait çalıntı çeklerden olduğu belirtilerek ödeme yapılmadığı, yine 01.12.2007 tarihinde saat 11:00 sıralarında sanık …’in katılanı arayarak 5 adet daha kombiye ihtiyacı olduğunu söylemesi üzerine katılanın sanığı yakalatmak için sanık …’a inanmış gibi gözükerek “tamam verelim” dediği, bu konuşmadan hemen sonra katılanın durumu polise haber verdiği, sanığın bu kez nakliyecilik yapan temyiz dışı …’ya kapalı zarf içerisinde 30.12.2007 tarihli … Makina San. Tic. Şti’ne ait 6.500,00 TL bedelli çalıntı ve sahte düzenlenmiş çeki vererek katılanın işyerine gönderdiği, bu amaçla katılanın işyerine giden …’nın polisler tarafından yakalandığı ve üzerinden suça konu çekin çıktığı anlaşıldığından, sanığın eylemlerinin dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarını oluşturduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanığın, katılan …’a yönelik 29.11.2007 tarihli dolandırıcılık eyleminden sonra, 01.12.2007 tarihinde mal almak istediğini söyleyerek yeniden sahte çek göndermesi şeklindeki ikinci eyleminde, suçun icra hareketlerine başlamasına rağmen, önceki olay nedeniyle sanığın sözlerine inanmayan katılanın polise haber vermesinden dolayı eylemini tamamlayamadığından ikinci suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması da dikkate alınarak sanık hakkında TCK’nın 43. maddesi gereğince zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi ve elde edilen veya edilmeye çalışılan menfaatin 11.500,00 TL olması dolayısıyla TCK’nın 158/1-e-son maddesine göre adli para cezasının, elde edilen haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde en az 1150 gün olarak belirlenip, artırım ve indirimlerin yapılmasından sonra elde edilen sonuç gün birim sayısının, 20-100 TL
arasında belirlenecek bir gün karşılığı para miktarı ile çarpılması suretiyle tayin edilmesi gerekirken 750 gün üzerinden yanlış hesaplanması, ayrıca, iki ayrı gerçek kişiye ait çek üzerinde yapılan sahtecilik suçlarından sanığın iki kez cezalandırılması yerine, yazılı şekilde zincirleme suç hükümlerine göre uygulama yapılması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 18.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.