YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/8180
KARAR NO : 2013/17737
KARAR TARİHİ : 18.11.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, sahtecilik
HÜKÜM : Beraat, mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak ya da bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Sanık …’ün, bademcik rahatsızlığı nedeniyle Özel … hastanesinde ücret ödemeden ameliyat olmaya karar verdiği, arkadaşı olan ve Özel … hastanesinde çalışan diğer sanık …’in, …’a bir başkasının sağlık karnesiyle kendisini ameliyat ettirebileceğini belirtmesi üzerine, sanık …’in sağlık karnesini alarak sanık …’e verdiği, İbrahim’in, suça konu karneyle sanık …’ın kaydını yaptırarak ameliyat olmasını sağladığı, ayrıca sanıkların aynı sağlık karnesi ile ameliyat sonrasında bademcik ameliyatı ile ilgili olarak eczaneden ilaç aldıkları, ameliyat olmadığı halde karnesi kullanılan Yasin için
düzenlenen belgelerin iğfal kabiliyetine haiz oldukları, bu şekilde sanıkların fikir ve irade birliği içerisinde birlikte hareket etmek suretiyle dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediklerinin iddia edildiği olayda;
1-Sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen beraat kararlarına yönelik katılan vekili ile sanıklar müdafileri tarafından yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanık … adına düzenlenmiş sağlık karnesi üzerinde herhangi bir tahrifat yapılmamış olması, söz konusu sağlık karnesinin resmi kayıtlar ile uyumlu olması, hastanede röntgen teknisyeni olarak çalışan sanık …’in, evrak ve kayıt işlemlerinde görevli olmaması, evrak ve kayıt işlemlerini yapan personel ile ameliyata katılan doktor ve hemşirelerin sanıkların bu durumlarını bilmemeleri nedeniyle eyleme herhangi bir şekilde iştiraklerinin bulunmaması hususları birlikte gözetildiğinde, sahtecilik suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle verilen beraat kararlarında hukuka aykırılığın bulunmadığı anlaşılmıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekili ile sanıklar müdafilerinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA,
2- Sanıklar hakkında dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararlarına yönelik katılan vekili ile sanıklar müdafileri tarafından yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Denetim ve kontrol yükümlülüğü bulunan hastane görevlilerinin yapacakları basit bir araştırmayla sağlık karnesi kullanılan sanık … ile ameliyat olan sanık …’ın aynı kişiler olmadıklarını belirleme imkanına sahip olmaları nedeniyle dolandırıcılık suçunun aldatıcılık unsurunun gerçekleşmediği gözetilmeden, sanıkların beraatı yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılanlar vekili ile sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18.11.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.