YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/8182
KARAR NO : 2013/17750
KARAR TARİHİ : 18.11.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum ya da kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin,
taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Sosyal Güvenlik Kurumu’nun Primsiz Ödemeler Genel Müdürlüğü Yaşlılar SGK Dairesi Başkanlığı’nda Veri Hazırlama Kontrol İşletmeni olarak görev yapan sanık …’ın, 2022 sayılı Kanuna göre 65 yaşını doldurmuş muhtaç, güçsüz ve kimsesiz Türk vatandaşına aylık bağlanması kanunu kapsamında maaş almakta olan mağdur ve yakınlarının dosyalarının hızlı çıkmasını sağlayacağına dair vaatlerde bulunmak ve işlemler sırasında masraf olduğunu belirtmek suretiyle, mağdurlardan …’dan 150,00 TL, …’den 134,00 TL, Elif Akçakoca’dan 150,00 TL, …’dan 150,00 TL para istediği, … haricindeki mağdurların kayıtlarla ilgili bütün bilgileri ifade eden sanık …’a inanarak, gerçekten masraf olduğunu düşünerek ve işlemlerin hızlandırılmasını sağlamak amacıyla sanığa banka havaleleri yoluyla sanığın istediği paraları gönderdikleri, …’ın ise, önce göndermeyi kabul ettiği, daha sonra kurum tarafından bu şekilde para istenilmeyeceğini düşünerek parayı göndermekten vazgeçtiği, sanığın mağdurların aylıkların bağlanmasına ilişkin her hangi bir görev yetki ve sorumluluğunun olmadığının iddia edildiği olayda;
Kamu görevlisinin görevine girmeyen ve yetkili olmadığı bir işi yapabileceği veya yaptırabileceğinden bahisle kişiden menfaat temin etmesi, bağımsız bir suç olarak TCK’nın 255. maddesinde tanımlanmış olup, bu suçun oluşabilmesi için, menfaati temin eden kişinin, yapılmasını arzuladığı işin görevine girmediğini ve bu hususta yetkisi olmadığını bilmesi gerekir. Görevlinin, görülmesi istenen iş konusunda esasen görevli ve yetkili olmadığı hâlde, görevli ve yetkili olduğundan ve işi yapacağından bahisle kişiyi yanıltarak menfaat temin etmiş ise, artık bu suçun değil, dolandırıcılık suçunun oluştuğunu kabul etmek gerekeceğinden, eylemin TCK’nın 255. maddesindeki suçu oluşturduğu yönünde görüş belirten tebliğnameye iştirak edilmemiştir.
1-Şikayetçi Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın, SGK’dan aylık almakta olan mağdur ve yakınlarına dosyalarının hızlı çıkacağını söyleyerek onlardan menfaat temin etmesi şeklinde iddia olunan eyleminden doğrudan doğruya zarar görmeyen şikayetçi kurumun kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme yetkisi bulunmadığından, vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Sanık müdafiinin temyiz itirazlarına yönelik incelemede;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
a) Sanığın telefonla görüştüğü mağdurlara SGK’da çalışmış olması nedeniyle işlemlerini hızlandıracağını söylemesi şeklindeki eyleminde; kuruma ait belge, kimlik vs. gibi kurumun maddi bir varlığı kullanılmadan hileli hareketlerde bulunulması nedeniyle kamu kurumunun vasıta olarak kullanılmasından söz edilemeyeceğinden; sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 157. maddesinde düzenlenen basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek TCK’nın 158/1-d maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması,
b) Kabule göre de; hapis cezasının alt sınırdan tayin edilmesine rağmen, adli para cezasının belirlenmesi sırasında, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeye dayanarak tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle sanığa fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.