YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/23820
KARAR NO : 2013/7101
KARAR TARİHİ : 17.04.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Güveni Kötüye Kullanma
…
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması, malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi, failin kendisine verilen malı, veriliş gayesinin dışında, zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi, değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Sanığın 11.01.2007 tarihli katılan … ile aralarında yaptıkları bayilik mukavelesi ile … Bayii olarak görevlendirildiği, hizmet karşılığında toplanan hasılatı yatırması gerekirken 3.748.86 YTL hasılat borcunu 12.02.2007 tarihinde yatırmadığı anlaşılmakla; yüklenen güveni kötüye kullanma suçundan mahkumiyeti yerine, yerinde bulunmayan gerekçe ile beraatine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17.04.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Karşı Oy)
Karşı Oy;
Güveni kötüye kullanma suçu kasten işlenebilen bir suçtur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 21/1. maddesi: “Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.” şeklindedir. Güveni kötüye kullanma suçunun kanuni tanımında maddi unsur olarak yer alan fiil ise; “Kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunmak veya bu devir olgusunu inkâr etmek” olarak sayılmaktadır.
Sanık, “kendisinin … olarak çalıştığını, ayrıca bir ganyan bayii açtığını, İzmir’e atları götürdüğünde ganyan bayiini işleten ortağı …’ın 2000 liralık at yarışı oynayıp, 1600 lira hasılatı da alarak kaçtığını, geldiğinde işyerinin kapalı olduğunu gördüğünü, bu nedenle ödeme güçlüğü içine düştüğünü, borcunun takside bağlanması için teklifte bulunmasına rağmen katılanın kabul etmediğini” savunmuştur.
Görüldüğü gibi; sanık devir olgusunu da inkâr etmemektedir. İşyeri sanık adına açılmış olsa da fiilen işleten … isimli kişidir. Sanık, yasada suç olarak tanımlanan “zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunma” filinin üçüncü kişi olan … tarafından gerçekleştirildiğini iddia etmektedir.
Sanığın savunması doğru kabul edildiği takdirde suçun faili, ortağı olan …’dır. Sanığın hukuki sorumluluğu ile ceza sorumluluğunu birbirinden ayırmak gerekir. Katılana karşı hukuki sorumluluğunun devam etmesi sanığın cezalandırılması için yeterli değildir. Üçüncü kişilerin eylemleri nedeniyle sözleşme şartlarını yerine getiremeyen kişilerin suç işlediklerinin kabul edilmesi ceza hukukunun felsefesine ve genel hükümlerine aykırıdır. Aksi bir düşünce, banka çalışanlarının dolandırılarak bankanın zarara uğratılması durumunda çalışanların zimmet suçundan, yine; özel gasp ve hırsızlık suçlarına maruz kalan kasiyerlerin de güveni kötüye kullanmaları suçundan cezalandırılmaları sonucunu doğurur ki, böyle bir sonucun kabul edilmesi mümkün değildir.
Bu nedenlerle; sanığın savunmasında ileri sürdüğü hususların doğru olup olmadığının araştırılarak, hukuki durumunun belirlenmesi, savunmanın doğruluğunun kanıtlanması halinde kasıt yokluğundan beraat, aksi halde mahkûmiyet kararı verilmesi gerekmektedir.
Bu nedenle sanık hakkındaki beraat hükmünün eksik inceleme nedeniyle bozulması yerine, sanığın cezalandırılmasına yönelik sayın çoğunluğun bozma kararına değişik gerekçeyle muhalifim.
…
15.Ceza dairesi Üyesi