Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/67417 E. 2013/10697 K. 10.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/67417
KARAR NO : 2013/10697
KARAR TARİHİ : 10.06.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu kurumunun aracı kılınması suretiyle dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, sahibi olduğunu iddia ettiği Ankara ili Çankaya ilçesi, Yakupabdal Mahallesi 319 parsel sayılı ve 2.050 metrekare yüzölçümündeki taşınmazı katılana satarak karşılığında 7.000.000 TL aldığı ve tapu işlemleri için katılana vekaletname verdiği, katılanın, vekaletname ile Çankaya 3. Bölge Tapu Sicil Müdürlüğüne başvurduğu, Tapu Müdürlüğü tarafından yapılan incelemede; vekaletname veren sanık ile tarla sahibi kişinin adı, soyadı ve baba adlarının aynı olduğu; ancak tarlanın asıl malikinin sanık olmadığının tespit edilmesi nedeniyle tescil talebinin reddine karar verildiği, böylece, sanığın tapudaki malik olan kişiyle arasındaki bu isim bu benzerliğinden yararlanarak, başkasına ait tarlayı katılana satmak suretiyle kamu kurumu olan Tapu Sicil Müdürlüğünü aracı kılmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia ettiği olayda,
Sanığın aşamalarda değişmeyen ifadelerinde, suça konu taşınmazın kendisine ait olduğunu, kendisi bir yaşında iken, babasından hibe yoluyla kaldığını, tapu kaydında doğum tarihinin yanlış olduğunu veya başkasına ait olduğunu bilmediğini, dolandırıcılık kastıyla hareket etmediğini belirttiği dikkate alınarak, gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması açısından; suça konu tapu kaydının aslının, tapuya dayanak olan ve iddia edilen hibe ve satış gibi belgelerin, kadastro tutanaklarının komşu parsel kayıtlarının, bu kayıtlarının dayanakları olan kadastro tutanaklarının tamamının getirtilmesi, refakate mahalli bilirkişiler, ziraat ve fen bilirkişilerinin alınarak, suça konu taşınmaz üzerinde keşif icra edilmesi, taşınmazın halihazırda kimin kullanımında olduğu, sanığın babasına ait olup olmadığı, fiilen sanık tarafından kullanılıp kullanılmadığı hususlarının araştırılması, bütün resmi kayıtların zemine ablike edilmesi, dava konusu yerle, sanığın kendisine ait olduğunu iddia ettiği yerin aynı yer olup olmadığının araştırılması, bütün delillerin toplanmasından sonra denetime esas olacak bilirkişi raporu alınması, suça konu taşınmazın, varsa sanık dışında kime ait olduğunun belirlenmesi, bu kişi veya kişilerin bilgi sahibi sıfatıyla dinlenilmesi, tapu kaydındaki doğum tarihi farklılığının, maddi hata olarak yazılmış olup olmadığının ve bu yönde tapu kaydının tashihi davası açılıp açılmadığının araştırılması, suça konu taşınmazla ilgili açılan hukuk davası bulunuyor ise bir suretinin dosyaya konulması, bu taşınmazın daha önce satış ve başka yollarla devredilip devredilmediğinin belirlenmesi, bu kişilerin de dinlenerek, sonuç olarak, sanığın gerçekte taşınmazın maliki ya da zilyedi olup olmadığı, nizasız ve fasılasız olarak kim tarafından kullanıldığı ve sanığın, kendisinin zannıyla kullanıp kullanmadığı hususlarının tespit edilmesi, böylece suç işleme kastıyla hareket edip etmediğinin karar yerinde tartışılmasından sonra hukuki durumunun tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 10/06/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.