Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/19649 E. 2013/18902 K. 02.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/19649
KARAR NO : 2013/18902
KARAR TARİHİ : 02.12.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Ticarî faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin güvenilirliğini sağlamak amacıyla, bu suçun, tacir (kişisel olarak ticaretle uğraşan kimseler) veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticarî faaliyetleri sırasında işlenmesi durumunda TCK’nın 158/1-h bendinde nitelikli hâl kabul edilmiştir. Bu kavramlar, Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre belirlenecektir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 14. maddesinde;
1- Kişisel durumları ya da yaptığı işlerin niteliği nedeniyle yahut meslek ve görevleri dolayısıyla, kanundan veya bir yargı kararından doğan bir yasağa aykırı bir şekilde ya da başka bir kişinin veya resmî bir makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır” denilmektedir.
Aynı Kanunun 124. maddesinde;
“1)Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir.
2)Bu Kanunda, kollektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketi sayılır” denilmektedir.
Bu suçun oluşabilmesi için, tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin dolandırıcılık suçunu ticari faaliyetleri sırasında işlemiş olmaları gerekir. Keza, kooperatif yöneticilerinin bu nitelikli halden cezalandırılabilmeleri için suçun kooperatifin faaliyeti kapsamında, işlenmesi gereklidir. Bu suçun faili tacir veya şirket yöneticisi ya da şirket adına hareket eden kişi ya da kooperatif yöneticisi olabilir.
… Gıda ve Yemekçilik şirketinin sahibi ve yetkilisi olan sanık …’ın, …Gıda Sanayi Ticaret şirketinden almış olduğu ayçiçeği yağı karşılığında verildiği belirtilen senedin kendisine ait olmadığını, …Gıda Sanayi Ticaret Firması çalışanlarından birinin sahte olarak düzenlediğini belirterek menfi tespit davası açmış ise de; Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2006/315 Esas sayılı dosyasında, olayla ilgili tarafların belge ve bilgilerinin incelenmesi sonucunda düzenlenen 15.10.2007 tarihli bilirkişi raporunda, bahse konu borcun sabit olduğu belirtilirken, 13.10.2008 tarihli ekspertiz raporunda ise, 29.06.2006 keşide tarihli senet üzerindeki keşideci imzasının sanık … ile müşteki …’ın eli ürünü olmadığının beyan edildiği, uzman bilirkişi …tarafından düzenlenen raporlarda ise, 29.06.2006 keşide tarihli senet üzerinde bulunan kaşenin … Gıda firmasından temin edilen kaşe ile farklı olduğu, senette yer alan keşideci imzasının …’in eli ürünü olduğunun tespit edildiğinin belirtildiği, bu şekilde sanığın, borcun tahsilini geciktirmek amacıyla yetkisi olmayan bir kişiye bonoyu imzalatarak şikayetçiye vermek suretiyle dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda;
Sanığın aşamalardaki tüm savunmalarında, suça konu bonoyla ilgisinin bulunmadığını, senetteki yazı ve imzanın kendisine ait olmadığını, olaydan sonra malları teslim alıp kendisi yerine senet düzenleyen …’i işten çıkardığını belirterek suçlamaları kabul etmemesi, her iki şirket arasında önceye dayalı ticari bir ilişkinin bulunması, Adana 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2006/315 Esas sayılı dosyasında bulunan bilirkişi raporunun içeriğinde, suça konu
bono ile birlikte senet karşılığı alındığı iddia edilen mallara ait faturaların da kaydedilmediğinin tespit edilmesi, bonoda yer alan keşideci imzasının … adlı şahsa ait olduğunun belirlenmesi karşısında; maddi gerçeğin hiçbir kuşkuya yer verilmeksizin ortaya çıkarılması bakımından, bonoyu düzenleyen … ile tanık …’ın beyanlarında zikredilen sanığın olay tarihindeki sekreterinin de dinlenerek bononun nasıl ve kim tarafından düzenlendiği ile düzenlenme aşamasında sanığın bilgisinin ya da talimatının bulunup bulunmadığının araştırılmasından sonra, sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 02.12.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.