Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2011/67202 E. 2013/10831 K. 11.06.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/67202
KARAR NO : 2013/10831
KARAR TARİHİ : 11.06.2013

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat, mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1) Sanık … hakkında “resmi belgede sahtecilik” suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik temyiz isteğinin incelenmesinde;
5271 Sayılı CMK.nun 231.maddesine göre verilen ve davayı sonuçlandırıcı nitelikte olmayan “hükmün açıklanmasını geri bırakılmasına” ilişkin karara karşı aynı kanunun 231/12.maddesine göre itiraz yolu açık olup temyiz olanağı bulunmadığından ve itiraz makamı olan Ankara 10Ağır Ceza Mahkemesinin 29/07/2009 tarihli kararı ile bu hususta bir karar verildiğinden, vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’ un 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2) Sanıklar … ve … hakkında “nitelikli dolandırıcılık” ve “resmi belgede sahtecilik” suçlarından verilen beraat kararına yönelik temyiz isteğinin incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,
3) Sanık … hakkında “dolandırıcılık” suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz isteğinin incelenmesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli
oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Yargıtay CGK.nun 1998/6-8-69 sayılı ve 03/03/1998 tarihli ilamında belirtildiği gibi, mağdur veya bir başkasına verilen zarar, sanığın hileli söz ve davranışlarından sonra ve bu nitelikteki söz ve davranışların sonucu oluşmalıdır. Önceden oluşmuş bir zarar, veya doğmuş bir borç için, sanığın müştekiye karşı hileli davranışlarda bulunması halinde, dolandırıcılık suçu oluşmaz. Zira karşı taraf, zararın veya alacağının varlığından haberdar olup zarar veya borç, kandırıcı nitelikteki davranışlar sonucu oluşmamıştır.
Yukarıdaki tanımlama ışığında somut olay incelendiğinde;
Sanığın akrabası olan katılandan aldığı borç karşılığında sahte bono verip katılanı dolandırdığı iddia olunan olayda, sanığın sorgusunda katılandan bir miktar borç para aldığını, ödeyemeyince katılanın kendisinden şirket kaşeli senet istediğini beyan etmesi, katılanın da aşamalardaki beyanlarında farklı tarihlerde sanığa peyder pey borç para verdiğini karşılığında suça konu senedi aldığını söylemesi karşısında, sanığın önceden doğmuş borç için sahte senet vermesi nedeniyle katılanın aldatılması neticesinde borç para verdiği söylenemeyeceğinden, sanığın unsurları itibarı ile oluşmayan suçtan beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 11.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.