YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/9851
KARAR NO : 2017/12048
KARAR TARİHİ : 03.10.2017
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali ve Tescil
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabul kısmen reddi ile birleşen davaların usulden reddine karar verilmiş olup, hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davalılar-birleşen dava davacıları … ve arkadaşları vekili tarafından duruşma yapılması suretiyle, diğer davalı-birleşen davacılar vekilleri tarafından ise duruşma istemi olmaksızın istenilmiştir. Dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 03.10.2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü temyiz eden … ve müşterekleri vekili Av. …ve müşterekleri vek. Av. … ve karşı taraftan Hazine vekili Av…. geldiler. Duruşmaya başlanarak temyiz isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan ve hazır bulunanların sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Asıl davada davacı Hazine vekili, dava konusu 289 ada 1 parselde kayıtlı taşınmazın 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 5. maddesi, Kıyı Kanunu’nun Uygulanmasına Yönelik Yönetmeliğin 10. maddesi ve Anayasa’nın 43. maddesine aykırı olarak davalılar adına tescil edildiğini açıklayarak dava konusu taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar, bozma öncesi davanın reddine karar verilmesini savunmuşlar, davalılar-karşı davacılar … ve arkadaşları vekili, iptali istenen kısma yönelik bedelin tespit edilerek şimdilik 25.000TL’nin ödenmesi talebinde bulunmuştur. Bozma sonrası birleşen 2011/314 Esas sayılı dosyada davalı …, 2011/315 Esas sayılı dosyada davalılar …, …, …, 2011/318 Esas sayılı dosyada ise davalılar …, …, … vekilleri tarafından iptali istenilen ve geri alınan arsa değeri karşılığı olmak üzere davacıların hisselerine düşen kısım bedeli olarak fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile ayrı ayrı 10.000TL bedelin ödenmesini talep etmişler, 13.06.2013 havale tarihli dilekçe ile birleşen dava davacıları … ve arkadaşları vekili davalarını toplamda 419.459,70TL , 17.06.2013 havale tarihli dilekçe ile birleşen dava davacıları … ve arkadaşları vekili davalarını toplamda 157.137, 18 TL , 12.06.2013 havale tarihli dilekçe ile de birleşen dava davacısı … davasını toplamda 101.016,76 TL olarak ıslah etmişlerdir.
Mahkemece; uyulan bozma ilamı sonrasında; asıl davanın kabulü ile dava konusu 289 ada 1 parselde kayıtlı taşınmazın, bilirkişi harita mühendisi …’ın 23.3.2015 havale tarihli raporunda C+D+E harfleri ile gösterilen toplam 2.073,78m2’lik kısmının kıyı kenar çizgisi içerisinde kalması nedeniyle sicilden terkinine, karşı davacılar … ve arkadaşları tarafından açılan tazminata ilişkin dava ile birleştirilen (2011/314 Esas, 2011/315 Esas, 2011/318 Esas sayılı) davaların tazminat talebine konu tapu terkinine ilişkin kararın henüz kesinleşmemiş olması nedeniyle tazminat hakkı doğmadığından ayrı ayrı usulden reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı- birleşen dava davacılar vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
Davanın kısmen kabulü ile dava konusu 289 ada 1 parsel sayılı taşınmazın bilirkişi … tarafından ibraz edilen 13.05.2010 tarihli raporda kırmızı ile taralı A harfi ile gösterilen 2073,78m2lik kısmının kıyı kenar çizgisinin kıyı tarafında kalması nedeniyle tapu sicilinden terkinine, terkin edilen bölüm için 350.000TL muhik tazminatın terkin tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davacı karşı davalı Hazineden alınarak davalılara verilmesine dair önceki hükmün, davacı Hazine temsilcisi ve bir kısım davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine 1. Hukuk Dairesinin 08.07.2011 tarih 2011/3383-8059 E-K sayılı ilamı ile özet olarak “…, diğer temyiz edenlerin temyiz itirazları yönünden; Mahkemece davanın kabulü ile 28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İ.B.K. Gereğince belirlenen kıyı kenar çizgisine göre keşfen elde edilen teknik bilirkişi raporuna göre çekişme konusu taşınmazın 2073.78 m2’lik bölümü tanımı 3621 Sayılı Yasanın 4. maddesinde yapılan kıyıda kaldığı saptanmak suretiyle bu kısmın sicil kaydının kütükten terkinine ilişkin kurulan kabül hükmü doğru olduğundan, bu yöne değinen temyiz itirazlarının yerinde olmadığı, … Diğer taraftan, sicil kaydı iptal edildiğine göre, davalılardan …, …, …’in tazminat isteğiyle açmış oldukları davanın kabul edilmiş olmasında da kural olarak bir isabetsizlik bulunmadığı, ….Ancak, mahkemece, bu yönde yapılan soruşturma ve değerlendirmenin hüküm vermeye yeterli olduğunun söylenemeyeceği,….Öte yandan, bu tür bir davanın, davacının taşınmazı yitirdiğinin kesinleştiği tarihten (iptal ve tescil davasının sonucunun kesinleştiği) sonra açılabileceği; taşınmaz üzerinde bir bina var ise, kişinin yapılanmada iyiniyetli sayılıp sayılamayacağının tespiti bakımından bu binanın ne zaman ve hangi aşamada yapıldığı da gözden uzak tutulmaması gerektiği,….somut olayda; kaydın terkininden kaynaklanan tazminat isteklerinin savunma yoluyla talep edilemeyeceği, ..buna göre davalılardan Asiye,…’ın tazminat istekleri bakımından davaları bulunmadığına göre, bu davalıları da kapsayacak şekilde tazminatın hüküm altına alınmış olmasının doğru olduğunun söylenemeyeceği, keza keşfen elde edilen bilirkişi raporlarında ayrı ayrı ve bariz fark yaratacak değerler gösterilmesine karşın bilirkişi raporları arasındaki çelişki giderilmeden neticeye gidilmiş olmasının da doğru olmadığı, bu bağlamda Mahkemece yapılan değer tespiti konusundaki araştırma ve incelemenin de hükme elverişli olmadığı,…ayrıca, tazminat konusunda müstakil dava açan davalılar fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak toplam olarak 25.000.-TL tazminat istemelerine rağmen, HUMK’nun 74. maddesi hükmünde öngörülen istek dışına çıkılarak iptal edilen taşınmaz bölümü için tespit edilen tüm değer esas alınarak davalıların payları oranında tazminatın davalılara verilmiş olmasının da isabetsiz olduğu” na işaret edilmek suretiyle bozulmuş, Mahkemece bozma ilamına uyularak yukarıda yazılı şekilde hüküm kurulmuştur.
1- Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve uyulan bozma ilamında açıklandığı üzere işlem yapılıp sonucu dairesinde hüküm tesis edildiğine, davacı Hazine’nin, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile tapu kütüğünden terkinine ilişkin olarak açtığı asıl dava yönünden davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığına göre, usul, kanun ve bozma gereklerine uygun bulunan hükmün Onanmasına karar vermek gerekmiştir.
2- Davalı- birleşen dava davacıları vekillerinin tazminat taleplerine ilişkin kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Asıl dava, kıyı kenar çizgisi içerisinde kalan taşınmaz bölümü bakımından dava konusu 289 ada 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının kısmen iptali, karşı dava ile birleştirilmesine karar verilen davalar ise iptaline karar verilen taşınmaz yönünden TMK’nın 1007. maddesi gereğince tazminat istemine ilişkindir.
Hemen belirtmek gerekir ki; Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ek 1 nolu protokol 1.madde ile kabul edilmiş temel haklardandır. (Anayasa Md. 35/1, AİHS Ek Prot. 1-1). Türk Medeni Yasasının 683. maddesinde de bir şeye malik olan kimsenin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi belirtilmiş, malikin malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava konusu edebileceği hüküm altına alınmıştır.
Bilindiği ve yukarıda sözü edilen yasa ve sözleşmelerin hakkı tanımlayan maddelerini takip eden fıkralarda ifade edildiği gibi, mülkiyet hakkı da kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir.
Ne varki, bu sınırlandırma veya kaldırma gerçekleştirilirken; T.C.Anayasasının 90/5.maddesi ile iç hukuk normu sayılan AİHS. Hükümlerince AİHM tarafından oluşturulan 30.5.2006 tarih 1262/02 sayılı kararda ifade edildiği üzere; “… bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin…”, “kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği…”, bu önlem alınırken “… başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir oransallık ilişkisi olması gerektiği…”, kişinin “… kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı…” açıktır.
Diğer bir anlatımla, kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır.
Öte yandan, Anayasa’nın 40 ncı maddesinin 3.fıkrasında “ kişinin resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da kanuna göre Devletçe tazmin edilir.” Hükmü öngörülmüş, keza Anayasanın 129 ncu maddenin 5 nci fıkrasında “ memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının ancak idare aleyhine açılabileceği” açıklanmıştır….nun 1007 nci maddesi bu bağlamda yorumlandığında, tapu sicillerinin tutulmasından ve bundan doğan zararlardan devletin sorumlu olacağı ilkesinin benimsendiği anlaşılmaktadır.Yasanın bu açık hükmünün kaynak olduğu devletin sorumluluğu tapu sicilinin tutulması sırasında, sicil memurunun hukuka aykırı işlemi ile sonuç arasında nedensellik bağının varlığı gerekli ise de eylem yada işlemin kusura dayanması gerekmez.Zira devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Anılan ilke 27.3.1957 tarih ve 1/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararı ile benimsenmiş, B.K.nun 55 nci maddesindeki sorumluluğun kusura dayanmadığı 22.6.1966 tarih 7/7 sayılı İnançları Birleştirme kararı ile de tekrarlanmıştır. Adam çalıştıran (somut olayda devlet) objektif özen eksikliğinin doğurduğu zarardan sorumludur. Çalışanın seçiminde,talimat vermede ve denetlenmesindeki eksiklik yada bozukluk nedeniyle çalışan çevre ve ilgililer için hakların kazanılması ve kullanılması açısından özel bir tehlike oluşturur. Kusursuz sorumluluk, tapu siciline bağlı çıkarların ve ayni hakların yanlış tescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi yada yitirilmesi bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır.Çünkü sicillerin doğru tutulmasını üstlenen ve taahhüt eden devlet, aykırı kayıtlardan doğan zararları da ödemeyi taahhüt etmektedir. Dayanaksız ya da hukuksal duruma uymayan kayıtlar düzenlemek taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmelidir.
Diğer taraftan, Tapu Sicil memurlarının sicilin hatalı tutulmasından sorumlu bulunacakları ilkesi yanında, sicilde yapılması gereken işlemi yapmamaları suretiyle ortaya çıkan olumsuz eylemlerin de aynı kapsamda düşünülmesi gerekeceğinde kuşku yoktur.
Mahkemece, davalılar-karşı davacılar … ve arkadaşları tarafından açılan tazminata ilişkin dava ile birleştirilen (2011/314 Esas, 2011/315 Esas, 2011/318 Esas sayılı) davaların tazminat talebine konu tapu terkinine ilişkin kararın henüz kesinleşmemiş olması nedeniyle tazminat hakkı doğmadığından ayrı ayrı usulden reddine karar verilmişse de delillerin değerlendirilmesinde hataya düşülmüştür. Her ne kadar taşınmaz halen davalılar- birleşen davalar davacıları üzerine kayıtlı ise de taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalmış olması davalılar- birleşen davalar davacılarının tasarruf yetkisini kısıtladığından, tazminat hakkının doğması için tapunun iptal edilmiş olması şart değildir. Ancak kayıt malikleri olan davalılar- birleşen davalar davacılarının zararlarının kapsamının belirlenebilmesi için taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kalan kısmının belirlenmesi ve bu kısmın davalılar- birleşen davalar davacılar adına olan tapu kaydının iptaline karar verilmesi, somut olayda ise; Mahkemenin dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile 2.073,78m2’lik kısmının kıyı kenar çizgisi içerisinde kalması nedeniyle sicilden terkinine ilişkin kararının kesinleşmesi gereklidir.
Hal böyle olunca; Mahkemece anılan kararın kesinleştirilmesi için davalılar- birleşen davaların davacılarına süre verilmesi, bu hususun bekletici mesele yapılması, söz konusu kararın kesinleşmesinden sonra tazminat isteği hakkında iddia ve savunma çerçevesinde toplanmış ve toplanacak delillere göre işin esası hakkında karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle asıl davanın kabulüne ilişkin hükmün 1. fıkrasının ONANMASINA, 2. bentte açıklanan nedenlerle davalılar-birleşen davalar davacıları vekillerinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulüyle hükmün 6100 sayılı HMK. nun geçici 3. maddesinin yollamasıyla 1086 sayılı HUMK. nun 428. maddesi uyarınca karşı dava ve birleştirilen davalar (2011/314 Esas, 2011/315 Esas, 2011/318 Esas) bakımından BOZULMASINA,
Yargıtay duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.480,00 TL Avukatlık Ücreti’nin davacıdan alınarak Yargıtay duruşmasında avukat marifetiyle temsil olunan davalılara verilmesine, istek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine, taraflarca HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 03.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.