Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2018/5958 E. 2020/6478 K. 21.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/5958
KARAR NO : 2020/6478
KARAR TARİHİ : 21.10.2020

MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Ecrimisil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı vekili; davacılar ve davalının murisi …’nün 10.06.2008 tarihinde vefat ettiğini, … … ilçesi … köyünde bulunan, 1913, 2081, 2082, 2579, 3275, 510, 940, 941 parsel sayılı taşınmazların murisleri adına kayıtlı olduğunu, davalının tüm taşınmazları 10.06.2008 tarihinde babasının ölümünden sonra tek başına ekip, biçip davacılara pay vermediğini belirterek, ecrimisil isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili; geçmişe yönelik olarak intifadan men şartının gerçekleşmediğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu tarlalardan dinlenen tanıkların beyanlarından anlaşıldığı üzere 2579 ve 941 numaralı parsellerin dava dışı olan …tarafından ekilip biçildiği, 940, 3275 ve 510 numaralı parsellerin nadasa bırakıldığı, 1913, 2081 ve 2082 numaralı parsellerin ise buğday ekili olduğu belirtilerek, 19.11.2013 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen miktarlar üzerinden, kısmen kabul karar verilmiş; hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, paydaşlar arasında ecrimisil istemine ilişkindir.
Kural olarak paydaşlar intifadan men edilmedikçe birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi için, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak istediğini davalı paydaşa bildirmesi gerekir. İntifadan men, dava şartı olup yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilir ve yemin dahil her türlü delil ile ispatlanır.
Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren ya da (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca; intifadan men, dava şartı olup yargılamanın her aşamasında re’sen gözetileceğinden, bu hususta davacı tanıklarının yeniden dinlenerek intifadan men şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespit edilmesi, intifadan menin sabit olması halinde ecrimisile hükmedilmesi, aksi takdirde davanın reddedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.
Kabule göre de; tarım arazilerinin haksız kullanımı nedeniyle ürün esasına göre talep varsa, bu konudaki resmi veriler, taşınmazın bulunduğu bölgede ekilen tarım ürünlerinin neler olduğu tarım il veya ilçe müdürlüğünden sorulmalı, ekildiği bildirilen ürünlerin ecrimisil talep edilen yıllara göre birim fiyatları ve dekara verim değerleri, hal müdürlüğünden ilgili dönem için getirtilmeli, bölgede münavebeli ekim yapılıp yapılmadığı, taşınmazın nadasa bırakılıp bırakılmadığı tespit edilmelidir. Dosya kapsamında bulunan bilirkişi raporunda yapılan hesaplamanın açıklanan ilkelere uygun olmadığı anlaşılmakla, denetime elverişli olmayan rapora dayanılarak hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Öte yandan; davacı 10.06.2008-12.09.2011 tarihleri arasında ecrimisil talep etmiş iken, mahkemece hükme esas alınan 19.11.2013 tarihli bilirkişi raporunda sadece 2012 yılı değerlendirilerek dava konusu parseller bazında hesap yapıldığı, bu hususun hem taleple alakası olmadığı, hem de dava tarihinden sonraki döneme ilişkin karar verilemeyeceği dikkate alınmaksızın anılan rapor doğrultusunda hüküm kurulması doğru olmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 Sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 388/4. (HMK madde 297/ç) ve 440/1. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 21.10.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.