Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2020/3430 E. 2021/1818 K. 02.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/3430
KARAR NO : 2021/1818
KARAR TARİHİ : 02.03.2021

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Katılma Alacağı

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
K A R A R
Davacı … Keskin vekili, evlilik birliği içinde edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu dönem içerisinde davalı erkek adına kayıtlı olup, katılma alacağını azaltmak amacıyla davalı tarafından devredilen tüm malvarlığının (davalının ortağı olduğu şirket yada kendi adına kayıtlı taşınmaz, para, araç, şirket hisssesi, şirket kar payı) tasfiyesi ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 10.000,00 TL katılma alacağının faiziyle davalıdan tahsilini talep etmiş, 18.04.2016 tarihli harcını yatırmak suretiyle sundukları dilekçe ile talep miktarını 694.820,51 TL’ye arttırmıştır.
Davalı … vekili, davacının ev hanımı olduğunu, edinilen mal varlığına katkısı bulunmadığını, şirket hissesi ve şirketin kar payının davalının babasından bağış yolu ile geçen mallardan oluştuğunu ve kişisel mal olduğunu ileri sürerek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece verilen ilk kararda, davanın kabulüne, 694.820,51 TL katılma alacağının karar tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir. Davalı vekili tarafından temyiz itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde, Dairenin 2016/14327 Esas ve 2018/9252 Karar sayılı ilamıyla, şirketin değer belirleme yöntemi ve davalının esas alınan hisse oranının, kanuni düzenlemelere, Dairenin ilke ve esaslarına uygun düşmediğine işaret edilerek davalının 1997 ile 2007’de devraldığı hisselerin kişisel malı olduğu gözetilip, Daire uygulamasına uygun şekilde şirketin değeri belirlenerek davacının katılma alacağı hesaplanmak ve temyiz edenin müktesep hakkı da dikkate alınarak ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmek üzere hüküm bozulmuştur.
Bozma sonrası yapılan yargılama neticesinde Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 13.152,77 TL’nin karar tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde esasa yönelik olarak davacı vekili ve yargılama gideri-vekalet ücreti yönünden davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava hakkında verilen karar bozulmuş, Yerel Mahkeme tarafından Daire bozmasına uyulmuşsa da dosya kapsamı incelendiğinde bozmanın gereğinin tam yerine getirilmediği anlaşılmaktadır. Bozma ilamında hangi hisselerin kişisel mal olduğunun kabulü ve şirketin değerinin nasıl hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.
Bozma ilamında açıklandığı üzere, davalının 1997 ile 2007’de devraldığı hisseler kişisel mal kabul edilmelidir. Şirketin değeri ise mal rejiminin sona erdiği andaki durumu; o tarihteki ekonominin genel gidişatı, şirketin faaliyet gösterdiği sektörün konumu, büyüklüğü ve büyüme hızı, tasfiyeye konu şirketin bilanço değerleri, şirketin kullandığı teknoloji, makina ve tesisatın durumu ile araştırma geliştirme faaliyetleri (ARGE), ürettiği hizmet ve ürünleri pazarlama ile rekabet gücü, müşteri portföyü, organizasyonu ile yönetim kadrosu büyüme potansiyeli, şirketin değerlendirme anındaki satışlarına, kazançlarına, siparişlerine, nakit akışlarına ve finansal durumuna göre geleceğe ilişkin tahminler, kar dağıtım politikası, gelecekte planlanan sabit kıymet yatırımları, stratejisi, ekonominin genel arz ve talep kuralları göz önünde bulundurularak belirlenir.
Somut olayda hükme esas alınan rapor incelendiğinde açıklanan hususlar gözetilmeden ve yine özvarlıklar üzerinden hesap yapıldığı ayrıca gerekçeli ve denetime elverişli olmayan şekilde doğrudan davalının hissesinin %99’unun kişisel mal olarak kabul edildiği sabittir. Mahkemece, bozmaya aykırı şekilde tanzim edilen yetersiz bilirkişi raporuna göre yazılı şekilde alacağa hükmedilmesi hatalı olmuştur.
Mahkemece öncelikle şirket değerleme hususunda uzman ve bozmadan önceki raporlarda yer almayan üçlü bilirkişi heyetinden rapor aldırılmalıdır. Hesaplamada davalı erkeğin 1997 ve 2007 yılında edindiği hisselerin kişisel mal olduğu gözetilmelidir. Hisse miktarının tespitinde ise şirkette sermaye artırımının yapıldığı 29.06.2010 tarihinde davalının hisse satın aldığı hususu da dikkate alınmalıdır. Yukarıda açıklanan ilkelere uygun şekilde şirketin değeri belirlenmeli ve değer belirlerken mal rejiminin sona erdiği 06.03.2012 boşanma dava tarihi esas alınmalıdır. Dava konusu şirketin mal rejiminin sona erdiği tarih itibarıyla belirlenen değeri, TÜFE (Tüketici Fiyat Endeksi) göz önünde bulundurularak tasfiye (bozmadan sonra verilecek karara en yakın tarih ) tarihindeki sürüm değeri belirlenmelidir. Netice olarak, bulunan değer üzerinde davalının edinilmiş mal niteliğinde olan hissesi oranına göre belirlenecek artık değerin yarısı üzerinden davacının katılma alacağı hesaplanmalıdır.
Açıklanan eksiklik ve hatalar giderildikten sonra oluşacak sonuç dairesinde kazanılmış haklarda gözetilerek bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin yazılı temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalı vekilinin yargılama gideri-vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edenlere ayrı ayrı iadesine, 02.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.