YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/4982
KARAR NO : 2021/2836
KARAR TARİHİ : 24.03.2021
MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 13.12.2017 tarih ve 2016/996 E. – 2017/1520 K. sayılı kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine-kısmen kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi’nce verilen 24.05.2019 tarih ve 2018/1106 E. – 2019/765 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından duruşmalı, davacı vekili tarafından duruşmasız olarak istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, duruşma için belirlenen 15.03.2021 günü hazır bulunan davacı vekilleri Av. … ile Av. …ile davalı vekili Av. … dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, taraflar arasında 179 adet Avrupa garantili araç satışı hususunda sözleşme kurulduğunu, davalının teslim ettiği araçlardan 130 tanesinin garantisiz olduğunun anlaşıldığı gibi 49 adet aracın hiç teslim edilmediğini, davalıya çekilen ihtardan da bir sonuç alınmadığını ileri sürerek garanti yükümlülüğüne uyulmaması nedeniyle araç başına 900 Avro olmak üzere toplam 117.000 Avro ve teslim edilmeyen 49 araç için 49.900 Avro net kar kaybı ile Milletlerarası Mal Satımına İlişkin Sözleşmeler Hakkında Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın (CISG) 76. maddesine göre rayiç bedele ilişkin zarar kalemi nedeniyle şimdilik 10.000 Avro’nun temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının teslim edilen 130 aracın garanti belgesinin bulunmaması nedeniyle uğradığı gerçek bir zarar bulunmadığını, araçların başka bir alıcıya sevk edilmesine yönelik davalı teklifinin de davacı tarafından kabul edilmediğini, garanti sorunu çözülmemiş iken davacının kendisine teslim edilmeyen 49 aracın da kendine teslim edilmesini talep etmesinin çelişkili olduğunu, davacının taleplerinde kötü niyetli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, yapılan yargılama, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, davalının davacıya satıp teslim ettiği 130 adet aracın Avrupa garantili olması gerekirken bu husustaki ayıbın davalı tarafından giderilemediği, bu nedenle araç başına 900 Avro olmak üzere toplam 117.000 Avro’nun davalı tarafından tazmin edilmesi gerektiği, diğer taraftan davacının hiç teslim edilmeyen 49 araç nedeniyle mahrum kaldığı kâr kaybını talep ettiği, söz konusu garantinin sağlanamaması nedeniyle sözleşmenin feshedildiği, sözleşmenin feshi ile menfi zarar talep edilebileceğinden ve kar kaybı müspet bir zarar kalemi olduğundan davacının bu yöndeki talebinin yerinde görülmediği gibi CİSG’in 76. maddesine göre talep edilen emsal rayiç değer ile sözleşmede kararlaştırılan değer arasındaki fark nedeniyle oluştuğu ileri sürülen zararın da ispat edilemediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 117.000 Avro’nun faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin isteğin reddine karar verilmiştir.
Karara karşı taraf vekilleri istinafa başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, tüm dosya kapsamına göre, davalının Avrupa garantili araç satışı hususundaki edimini yerine getirmediğinden davacının ihtarına rağmen bu eksikliğin giderilmemesi nedeniyle benimsenen bilirkişi raporuna göre araç başına 900 Avro’dan 130 araç için toplam 117.000 Avro garanti bedelinin kadri maruf olduğu sonucuyla hüküm kurulmasının yerinde olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf isteğinin reddine, davacı vekilinin istinaf itirazları incelendiğinde; CİSG’in 2.e maddesinde bu antlaşmanın hava yastıklı taşıt satışlarında uygulanmayacağının düzenlendiğini, davaya konu araçların hava yastıklı araçlar olması nedeniyle davacı vekilinin sözleşme hükümlerinin uygulanarak kar kaybı ile rayiç bedel tazminatına karar verilmesi gerektiğine dair istinaf isteğinin yerinde olmadığı, bu nedenle rayiç bedel tazminatı talep edilmeyecek ise de Hakim Türk Hukukunu resen uygulayacağından davalının garanti belgesini temin edemediğinden edimini yerine getiremediği yani mütemerrüt olduğu, ilk derece mahkemesinin davacının sözleşmeyi feshettiği için müspet zarar talep edemeyeceğine dair gerekçesinin dosyada fesih olmadığı bilakis davacının ihtar çekerek aynen ifada ısrarlı olduğu gözetildiğinde 49 aracın teslim edilmemesi nedeniyle müspet zararının tazminini talep edebileceği, davacı tarafından sunulan proforma faturalara göre bilirkişi heyetince hesaplanan 49.900 Avro tazminat talebi yönünden de davanın kabulü gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteğinin bu yönden kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüyle 117.000 Avro ve 49.900 Avro tazminatın işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Karar, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
1-İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK’nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK’nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına ve özellikle davalının teslim etmeyi taahhüt ettiği bakiye 49 araçla ilgili daha önceden teslim edilen araçların garanti belgesinin bulunmamasına rağmen davacının teslimde ısrar etmesi ve ifanın yerine getirilmemesinin aleyhine sonuç doğurmayacağı gözetilmeden yine bu araçlarla ilgili kar kaybı talebinin olmasına göre davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince; taraflar arasında e-posta teatisi yoluyla yapılan sözleşmede satıma konu araçların garanti belgeli olması gerektiği hususunda anlaştıkları görülmektedir. Bundan dolayı teslim alınan araçların üretici firma garantisinin temin edilememesi nedeniyle davalının sorumlu olacağı anlaşılmakta ise de davacının beher araç başına talep ettiği 900 Avro ile ilgili mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda denetime elverişli bir değerlendirme bulunmadığı görülmektedir. Mahkemece yapılması gereken iş, konusunda uzman bilirkişi heyetinden davacının talep ettiği bu tutarın makul olup olmadığı gerektiğinde davacı tarafından satımın yapıldığı ülkelerdeki mevzuat hükümleri de değerlendirilmek suretiyle araçların garanti dışı olmasından dolayı bedelden ne oranda indirim yapılarak piyasaya sürüldüğü tespit edilip varılacak sonuca göre tazminat tutarının hesap ettirilmesine yönelik alınacak bilirkişi raporu doğrultusunda bir karar vermekten ibaret olmalıdır. Diğer yandan davalının garanti belgesi ile birlikte satış yapamayacağı anlaşıldıktan sonra davacının bakiye 49 araçla ilgili teslim yapılmasını istemesi ve teslim edilmemesi üzerine de yoksun kalınan kâr talep etmesi de yerinde görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, takdir olunan 3.050,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödedikleri peşin temyiz harcının istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 24.03.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.