Yargıtay Kararı 6. Hukuk Dairesi 2021/1581 E. 2021/1625 K. 22.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 6. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/1581
KARAR NO : 2021/1625
KARAR TARİHİ : 22.11.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)

Taraflar arasındaki tazminat davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik verilen hüküm süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –

Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma ilamı gereğince inceleme yapılıp hüküm verilmiş olmasına delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22.11.2021 gününde oy çokluğuyla karar verildi.

– MUHALEFET ŞERHİ-

Dava, hizmet alın sözleşmesinden kaynaklanan rucuen tazminat istemine ilişkindir.
Davacı ile davalı arasında hizmet alım sözleşmesi bulunmakta olup sözleşme konusu işin ifası sırasında davacı çalışanı işçinin iş kazası geçirmesi nedeniyle işçi tarafından bu davanın da tarafları olan işveren ve yükleniciye …. İş Mahkemesinde açılan davanın kabulüne karar verilmiş, davacı yüklenici o davada hükmedilen tazminatı ödediğini iddia ederek iş bu davada davalı iş sahibinden rucuen tahsilini talep etmiştir.
Yerel mahkemece yapılan yargılama neticesinde, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri dikkate alınarak davanın reddine karar verilmiş, verilen kararı davacının temyizi üzerine dairemizce bozulması üzerine yerel mahkemece bozmaya uyularak davanın kabulüne dair verilen kararın dairemizce onanması üzerine davalı tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Taraflar arasında hizmet alım sözleşmesi bulunmakta olup, davacı yüklenici davalı da işsahibidir. Sözleşme gereğinde hizmet işleri genel şartnamesi sözleşmenin eki mahiyetindedir. Şartnamenin 12. Maddesinde, “herhangi bir kaza sebebiyle 3. Şahsa veya idareye zarar ika edildiği takdirde bu yüzden doğacak hukuki ve cezai mesuliyet yükleniciye ait olacaktır. İdareye yüklenici ve çalışanların sebep olduğu, maruz kaldığı hadise ve iş kazası yüzünden 3. Hakiki veya hükmi şahsa tediye de bulunmak mecburiyetinde kaldığı takdirde bu meblağı rücu edebilme hakkına haiz olacaktır” hükmü bulunmaktadır.
Yerel mahkemece bu hüküm gereğince davanın reddine karar verilmiş, dairemizce yapılan temyiz incelemesinde ise bu hükmün sorumsuzluk anlaşması mahiyetinde olduğu kabul edilerek geçersiz kabul edilerek önceki kararda belirlenen kusur oranı üzerinden tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Her ne kadar dairemizce yapılan bozmada, önceki yargılamalar sırasında belirlenip kesin hale gelen davalının kusur oranlarına göre sorumlu olduğu tazminat miktarının belirlenip hüküm altına alınması belirtilmiş ve mahkemece de bozmaya uyularak iş mahkemesinin aldığı raporda belirlenen kusur oranları esas alınmış ise de her iki yargılamanı konusu farklı olup kusur değerlendirmeleri de farklıdır. İş mahkemesinde tamamen iş mevzuatına göre bir değerlendirme yapılmış ve kusur oranları belirlenmiştir. Davamızda ise rucu talep edildiğinden ve taraflar arasında da hizmet alım sözleşmesi bulunduğundan tarafların kusur durumu ve sorumluluklarının hizmet alım sözleşmesine göre değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dosya arasında bulunan iş mahkemesi dosyası içeriğine bakıldığında hiçbir şekilde sözleşme ilişkisine göre sorumluluğun değerlendirilmediği görülmektedir. Bozma sonrasında da tamamen bu dosyadaki kusur oranı esas alınmış ve sadece bir avukat bilirkişiden daha önce alınan rapor esas alınarak hüküm kurulmuş ve verilen karar da dairemizce onanmıştır.
Her iki rapor içeriği de dikkate alındığında hiçbir şekilde sözleşme ilişkisine göre kusurun değerlendirilmediği açıktır. Bu yönüyle dairemizce yapılan onamanın da usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşılmaktadır.
Dairemizin bozması içeriği ve mahkemenin bozmaya uyarak verilen karar sonrası davacı açısından usuli müktesep hak oluşup oluşmadığının da burada değerlendirilmesi gerekecektir.
Somut olayda usuli kazanılmış hak ve istisnalarının değerlendirilmesi gerekir ise; 1086 sayılı HUMK’nın yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarih, 1960/21 Esas, 1960/9 karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nda; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesi usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı HMK’da da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay’ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Çünkü mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü müktesep hak doğmuştur.
Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.02.1998 tarih,1987/2-520 Esas,1988/89 karar sayılı ilamında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usuli kazanılmış hak denilmektedir…” şeklinde tanımlanmakta ve bazı istisnaları bulunmaktadır. Bu istisnalardan bahsetmek gerekirse;
Mahkemenin görevi ile ilgili usulî kazanılmış haktan söz edilemez.
Yargıtay’ın bozma kararından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararının çıkarılmış olması da usul kazanılmış hakkın istisnasıdır.
Karar henüz kesinleşmeden geçmişe etkili olarak çıkarılan bir kanun hükmü de usulî kazanılmış hakkın istisnasını oluşturur.
Bir kanun hükmü Anayasa Mahkemesince iptâl edilirse iptâl edilen kanun hükmü usulî kazanılmış hakka aykırı olsa bile uygulanacak öncelik usulî kazanılmış hakta değil Anayasa Mahkemesinin iptâl kararında olacaktır.
Usulî kazanılmış hakkın bir diğer istisnası ise kesin hükümdür.
Kamu düzenine aykırılıkta usulî kazanılmış hakkın istisnalarından bir diğeridir.
Nihayet, son olarak; Yargıtay’ın kararı her türlü yorumun, hukuki değerlendirme veya delil takdiri dışında,açıkça ve tartışmasız şekilde başka bir şekilde yorumlanamayacak açıklıkta maddi hataya dayalı ise ve onunla sıkı sıkıya bağlı olduğu halde usulî kazanılmış hak ilkesi uygulamayacaktır.
Usuli müktesep hakka ilişkin bu açıklama ve değerlendirmeden sonra dava konusu olaya döndüğümüzde; dairemizin yeknesaklık kazanan ve çok uzun zamandır devam eden uygulamasına göre, yüklenicinin çalışanına ödenen tazminat nedeniyle iş sahibine rücü edilmesi durumunda eser (veya hizmet) sözleşmesi ilişkisine göre kusur ve sorumluluğun belirlenmesi gerekmektedir. Davaya konu olayda ise iş mahkemesinde alınan ve kusur durumunun iş mevzuatına göre belirlendiği kusur durumu esas alınmıştır. Bu yönüyle yerleşik uygulamaya aykırı bir kabul nedeniyle usuli müktesep hak ilkesinin oluştuğunun kabulü mümkün olmayacaktır.
Diğer yönden taraflar arasında hizmet alım sözleşmesi bulunmakta olup, bu rücu davasında da Türk Borçlar Kanunu’na göre tarafların kusur durumunun değerlendirilmesi gerekmektedir. İş mahkemesinde alınan raporda ise 4857 sayılı İş Kanununa göre(İş Kanunu m. 77) değerlendirme yapılmıştır. Bu yönüyle de kanunun açık hükmüne uyulmaması, diğer bir değişle açık bir kanun hükmünün ihlal edilmiş olması da açık bir maddi hata oluşturur. Açık bir maddi hata olması durumunda da bozmaya uyulması usulü kazanılmış  hak oluşturmayacaktır. (Dairemizin 15.09.2020 tarih ve 2019/3281 Esas, 2020/2434 Karar sayılı bozma ilamında belirtildiği üzere).
Tüm bu hususlar dikkate alındığında, davalının karar düzeltme isteminin kabulü ile dairemizin onama kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği düşüncemle sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmamaktayım.