YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/95
KARAR NO : 2020/5349
KARAR TARİHİ : 22.10.2020
MAHKEMESİ: … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 16. HUKUK DAİRESİ
DAVA TÜRÜ: TAPU İPTALİ VE TESCİL-BEDEL
Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel istekli dava sonunda ilk derece mahkemesince davalı … yönünden davanın reddine, davalı … ile davalı … yönünden bedel isteğinin kabulüne dair verilen kararın taraflarca istinafı üzerine … Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince, davacılar ve tereke temsilcisi ile davalı Belediyenin istinaf başvurularının hükmün kuruluşu ve vekalet ücreti yönünden kabulüne, diğer davalıların istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar ve tereke temsilcisi … vekili ile davalılar … ve … tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …’un raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
-KARAR-
Dava, ehliyetsizlik ve vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa bedel isteğine ilişkindir.Davacılar, mirasbırakan … ’nın hukuki işlem ehliyeti bulunmadığını, mirasbırakanın ikinci eşiyle birlikte kaza geçirdiğini, eşinin felç olması nedeniyle bakıma muhtaç olduğu bir dönemde davalı …’nin mirasbırakanı kandırarak davalı … adına 21.11.2003 tarihli vekaletnameyi aldığını, davalı vekilin de mirasbırakana ait dava konusu 3391 ada 16 parsel sayılı taşınmazı 17.12.2003 tarihinde davalı …’ye satış yoluyla temlik ettiğini, herhangi bir satış bedeli ödenmediğini, dava konusu taşınmazın 2007 yılında davalı … tarafından kamulaştırıldığını, gerekli araştırma ve incelemeyi yapmayan davalı Belediyenin de iyiniyetinden söz edilemeyeceğini ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile mirasbırakan adına tescilini, olmadığı taktirde bedelin 17.12.2003 devir tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini istemişler; tereke temsilcisi olarak yargılamaya katılan … 18.06.2013 tarihli duruşmada, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Davalı …, davanın tüm mirasçılar tarafından birlikte açılması gerektiğini, yalnızca işleme vekaleten katıldığını, para konusuna karışmadığını, davacıların mirasbırakanı … ’in felçli eşine davalı …’nin baktığını, mirasbırakan ile 8-10 yıllık tanışık olmaları nedeniyle tapuda devir işlemleri için mirasbırakanın vekaletname verdiğini; davalı …, dava konusu taşınmazı emlakçılık yapan davalı …’den 2003 yılında satın aldığını, 2007 yılında taşınmazın davalı … tarafından kamulaştırıldığını, iyiniyetli olduğunu, davacıların mirasbırakanı Hüseyin’in felçli eşine uzun süre baktığını; davalı …, dava konusu taşınmazı kamulaştırma yoluyla edindiğini, bu işleminin iptali için idari yargıda dava ikame edilmesi gerektiğini, tapu kaydına güvenen iyiniyetli 3. kişi olup, bedelden de sorumlu tutulamayacağını belirterek davanın reddini savunmuşlardır.İlk Derece Mahkemesince, mirasbırakanın vekaletname tarihinde hukuki işlem ehliyetine sahip olduğunun Adli Tıp Kurumu raporuyla saptandığı, ancak davalı …’nin vekalet görevini kötüye kullandığı, davalı …’nin de iyiniyetli olmayıp davalıların el ve işbirliği içinde hareket ettikleri, kamulaştırma yolu ile taşınmaza malik olan davalı Belediyenin ise kötüniyetinden söz edilemeyeceği gerekçesiyle davalı … yönünden davanın reddine, davalılar Ali ve Rafige yönünden bedel isteğinin kabulü ile bedelin davacılara payları oranında ödenmesine karar verilmiş; anılan kararın taraflarca istinafı üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesince, hükmün kuruluşu ve vekalet ücreti yönünden davacılar ile tereke temsilcisinin ve davalı Belediyenin istinaf başvurularının kabulüne karar verilerek hükmedilen bedelin davalılar … ve … ’dan müştereken ve müteselsilen alınarak bütün mirasçılara miras payları oranında ödenmesine, davalı … yararına vekalet ücretine hükmedilmesine, davalılar … ve … ’nın istinaf başvurularının ise esastan reddine karar verilmiştir.Dosya içeriği ve toplanan delillerden, 1940 doğumlu mirasbırakan … ’nın 19.01.2009 tarihinde ölümü üzerine davacı çocukları … , … , … ile dava dışı eşi … ve dava dışı çocukları … ve … ’nin mirasçı kaldıkları, mirasbırakanın … 3. Noterliğinin 21.11.2003 tarih 20227 yevmiye no’lu vekaletnamesi ile taşınmaz satışı konusunda davalı …’ı vekil tayin ettiği, dava konusu 3391 ada 16 parsel sayılı taşınmazın tamamı mirasbırakan adına kayıtlı iken anılan vekaletnameye istinaden 17.12.2003 tarihinde davalı vekil … tarafından davalı …’ya satış yoluyla temlik edildiği, bilahare dava konusu taşınmazın 19.07.2007 tarihinde kamulaştırma işlemiyle davalı … adına tescil edildiği, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu ve Genel Kuruldan alınan raporlarda, mirasbırakanın 21.11.2003 vekaletname tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğunun belirtildiği, Meram Tıp Fakültesinin 16.08.2016 tarihli raporunda ise mirasbırakanın vekaletname tarihinde temyiz kudretinin yerinde olmadığının bildirildiği, bunun üzerine Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 13.01.2017 tarihli yazısında, önceki mütalaada değiştirilecek bir husus bulunmadığının belirtildiği, dosya içerisinde bulunan … 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/1627 Esas 2013/169 Karar sayılı 12.12.2014 tarihli ek kararında, … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/65 Esas sayılı dosyasında mirasbırakan… nın terekesini temsil etmek üzere atanan tereke temsilcisi …’a, … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/65 Esas sayılı dosyasında avukat tutmak üzere yetki verildiği, uyap ortamından alınan … 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/1627 Esas 2013/169 Karar sayılı 14.02.2013 tarihli kararına göre, … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/65 Esas sayılı dosyasında mirasbırakan Hüseyin Harmankaya’nın terekesine sadece anılan dava için geçerli olmak üzere …’ın temsilci olarak atanmasına karar verildiği, eldeki davaya tereke temsilcisi olarak katılan …’ın eldeki davada avukatla temsili için sunulan … 1. Noterliğinin 11.03.2015 tarih 3494 yevmiye no’lu dava vekaletnamesinin yukarıda sözü edilen … 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/1627 Esas 2013/169 Karar sayılı 12.12.2014 tarihli ek kararına istinaden düzenlendiği, tereke temsilcisi …’ın, eldeki dava açısından mirasbırakanın terekesini temsil etmeye yetkili olduğunu gösteren bir karar sunulmadığı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, elbirliği (iştirak) halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun(TMK) 701 ila 703. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin (ortaklığın) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan herbirinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortakların tümüne aittir. Başka bir anlatımla, ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Sözü edilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil ortaktır. Bu kural TMK’nın 701. maddesinde “Kanun ve kanunda öngörülen sözleşmeler uyarınca oluşan topluluk dolayısıyla mallara birlikte malik olanların mülkiyeti, elbirliği mülkiyetidir. Elbirliği mülkiyetinde ortakların belirlenmiş payları olmayıp her birinin hakkı, ortaklığa giren malların tamamına yaygındır.” biçiminde açıklanmıştır. Elbirliği (iştirak) halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya elbirliği (iştirak) halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır. Nitekim, TMK’nın 702/2. maddesi de bu yönde açık hüküm getirmiştir. Ancak, açıklanan kural yargısal uygulamada kısmen yumuşatılmış bir ortağın tek başına dava açabileceği, ne var ki, davaya devam edebilmesi için miras şirketine atanacak temsilci aracılığı ile davanın sürdürülmesi gerektiği kabul edilmiş (11.10.982 tarih l982/3-2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı), bu görüş bilimsel alanda da aynen benimsenmiştir.Somut olayda; davanın, bir kısım mirasçı tarafından, dava konusu taşınmazın terekeye döndürülmesi, olmadığı taktirde bedel istekli açıldığı, davaya katılan tereke temsilcisinin ise başka bir dosyayla ilgili olarak atandığı, eldeki dosya açısından terekeyi temsil yetkisi bulunmadığı açıktır.Hal böyle olunca, davacılara yeniden süre verilmek suretiyle Türk Medeni Kanununun 640. maddesi hükmü gereğince terekeye temsilci atanmasının sağlanması ve tereke temsilcisi huzuruyla davanın görülmesi gerekirken bu dava bakımından yetkisi bulunmayan tereke temsilcisi huzuruyla davanın görülmesi doğru değildir. Davacılar ve tereke temsilcisi … vekili ile davalılar … ve … ’nın temyiz itirazlarının değinilen yönden kabulü ile 6100 sayılı HMK’nun 371/1-a maddesi gereğince … Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, HMK’nun 373/2. maddesi gereğince dosyanın kararı veren … Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesine gönderilmesine, peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.