YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/6528
KARAR NO : 2020/2853
KARAR TARİHİ : 02.06.2020
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Elatmanın Önlenmesi, Yıkım
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda elatmanın önlenmesi, yıkım davası sonucu verilen kararın tavzih talebinin kabulüne karar verilmiş olup hükmün … mirasçıları tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
KARAR
Davacılar, kayden paydaşı oldukları 111 parsel sayılı taşınmazda, davalı paydaşların fiili kullanımına aykırı olarak sera yapmak ve çekme mesafesine riayet etmemek suretiyle paylarına müdahale ettiklerini ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuşlardır.
Davalılar … ve …, davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece ilk hükümle, davalıların paylarından fazla yer kullandıkları gerekçesiyle davanın kabulüne, tarafların müşterek hisseli malik oldukları 111 nolu parselde teknik bilirkişilerin 04.09.2008 tarihli rapor ve ekli krokileri ile 27.02.2009 tarihli ek raporlarında belirttikleri şekilde davalıların, davacılara ait hisselerine vaki müdahalesinin men’ine, davalı …’a ait seranın, davacıların hisselerine tecavüz eden ve çekme mesafesine uygun yapılmayan kısmının kal’ine, teknik bilirkişilerin 04.09.2008 ve 27.02.2009 tarihli rapor ve krokilerin kararın eki sayılmasına karar verilmiş, hüküm davalı … tarafından süresinde temyiz edilmiştir. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 21.01.2010 tarihli ve 2009/13693 Esas 2010/378 Karar sayılı ilamı ile çekişmeli taşınmazda tüm paydaşları bağlayıcı fiili kullanım biçimi oluştuğu ve bu fiili duruma göre her paydaşın kullandığı bölümlerin sınırının zeminde belli olduğu, davacıların kullanımına bırakılan bölümlere fiili bir elatma bulunmadığı halde, oluşan fiili kullanım biçimine göre değil, paylara isabet eden m2 üzerinden sonuca gidilmesinin doğru olmadığını belirterek davanın redine karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile kararın bozulmasına karar vermiştir. Mahkemece bozma kararına uyularak davanın reddine karar verilmiş, hüküm bu defa davacılar tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 17.05.2012 tarihli ve 2012/2437 Esas 2012/5763 Karar sayılı kararı ile “Davalı … yönünden davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik olmadığı, ancak her iki davalı yönünden davanın kabulüne ilişkin olarak 11.03.2009 tarihinde verilen ilk hükmün yalnızca davalı … tarafından temyiz edildiği, diğer davalı …’in ise temyiz etmediği, bu nedenle davalı … hakkında verilen ilk hüküm kesinleştiği ve davacı taraf yararına usuli kazanılmış hak doğduğu, davalı … hakkında ret kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır” gerekçesi ile ikinci kez bozulmuştur. Mahkemece, bozmaya uyularak, davalı … yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir. Davacıların 16.10.2015 havale tarihli dilekçesi ile Mahkemeden bu defa verilen ilk kararın infazının yaptırılmasını sağlayacak şekilde tavzih kararı verilmesinin talep edilmesi üzerine, Mahkemece temyize konu, tavzih talebinin kabulü ile Anamur Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 11/03/2009 tarihli ve 2007/476 Esas, 2009/110 Karar sayılı ilamında davalı … yönünden müdahalenin men’ine ve kal’ine karar verilen 1 nolu bende; infazın taşınmaza ve davalı …’a en az zarar verecek kısımdan yapılmasına şeklindeki ifadenin eklenmesi suretiyle hükmün tavzihine, taşınmazdaki zarar durumunun infazı yapacak İcra Müdürlüğü tarafından tespit edilmesine dair karar verilmiştir. İş bu tazvih kararı, davalı … mirasçıları tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı HMK’nin 305. maddesinde tavzihin hangi şartlarda ve nasıl yapılacağı açıkça belirlenmiştir. Buna göre, hüküm yeterince açık değilse veya icrasında tereddüt uyandırıyor yahut birbirine aykırı fıkralar içeriyorsa, icrası tamamlanıncaya kadar taraflardan her biri hükmün açıklanmasını veya tereddüt ya da aykırılığın giderilmesini isteyebilir. Tavzih, yolu ile hükmün değiştirilmesi değil yalnızca açıklanması imkanı vardır. Hüküm fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, mahkemece talep üzerine veya kendiliğinden tavzih yolu ile sınırlandırılamaz, genişletilemez ve değiştirilemez. Hakim hükmü verdikten ve davadan elini çektinden sonra temyiz edilerek hüküm bozulmadıkça o davaya yeniden bakamayacak ve verilen hükmü değiştiremeyecektir. Tavzih, kural olarak yalnızca hüküm fıkrasında olacak; hükmün gerekçesinin açıklanması için tavzih yoluna başvurulamayacaktır. Hakim; tavzih yolu ile hükümde unutmuş olduğu talepler hakkında karar verip bunu hükmüne ekleyemez.
Somut olayda, Mahkemece tavzih talebi kabul edilmiş ise de, bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, tavzihe konu ilk hükümde, Mahkemece, davalıların paylarından fazla yer kullandıkları gerekçesiyle davanın kabulüne, 111 nolu, tarafların müşterek hisseli malik oldukları parselde teknik bilirkişilerin 04.09.2008 tarihli rapor ve ekli krokileri ile 27.02.2009 tarihli ek raporlarında belirttikleri şekilde davalıların davacılara ait hisselerine vaki müdahalesinin men’ine karar verilmiştir. Görüleceği üzere, hükümde dosya içerisinde yer alan bilirkişi raporlarına atıf yapılmış, bilirkişi raporları kararın eki sayılmış ve tecavüzün olduğu alanlar bilirkişi raporunda kroki ile gösterilmiştir. Bu durumda, hükmün bilirkişi raporlarına göre infazının sağlanacağı açık olup, Mahkemece, yukarıda açıklanan Kanun maddeleri ve ilkelere aykırı olarak, hükümde değişiklik ve ekleme yapılması doğru görülmemiştir.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle, davalı mirasçılarının temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile tavzihe yönelik Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 02.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.