YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/15438
KARAR NO : 2019/8092
KARAR TARİHİ : 25.09.2019
MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın kabulüne dair kararın davalı üçüncü kişi tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 30.11.2017 tarihli ve 2015/11587 Esas, 2017/16024 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmişti. Davalı üçüncü kişi vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı alacaklı vekili, borçlu şirketin takibe dayanak alacak davasının açıldığı 2010 yılından karar tarihi olan 2013 yılına kadar borçlarını ödememek için üçüncü kişi şirket ile danışıklı iş yaptığını, işletmeyi üçüncü kişi şirkete devrettiğini belirterek, davanın kabulünü talep etmiştir.
Davalı üçüncü kişi vekili, borçlu şirketin tasfiye olunarak sicilden terkin edildiğini, gerçekte var olmayan tüzel kişiler hakkında takip ve haciz yapılamayacağını, haciz mahallinde 2011 tarihinden beridir faaliyet gösterdiğini, işyerinin borçludan devralınmadığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, borçluya ödeme emrinin tebliğ edildiği adreste haciz yapıldığı, haciz tutanağında adreste borçlunun tabelasının bulunduğunun belirtildiği, borçlu ile üçüncü kişi şirket arasında muvazaalı işlem yapıldığı kanaati ile davanın kabulüne karar verilmiş, karar davacı üçüncü kişi vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizin 30.11.2017 tarihli ve 2015/11587 Esas, 2017/16024 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmiş onama kararına karşı davacı üçüncü kişi vekili tarafından karar düzeltme talebinde bulunulması üzerine, dosya yeniden incelenmiştir.
Dava, üçüncü kişinin İİK’nin 96. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasına ilişkindir.
İstihkak davalarında geçerli bir haczin bulunması dava şartı olup, hüküm kesinleşinceye kadar yargılamanın her aşamasında re’sen gözetilmesi gerekir.
6102 Sayılı TTK’nin 545. maddesine göre, “Tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret unvanının sicilden silinmesi tasfiye memurları tarafından sicil müdürlüğünden istenir. İstem üzerine silinme tescil ve ilan edilir.” Aynı Kanun’un 547. maddesinde ise; tasfiyenin kapanmasından sonra ek tasfiye işlemlerinin yapılmasının zorunlu olduğu anlaşılırsa, son tasfiye memurları, yönetim kurulu üyeleri, pay sahipleri veya alacaklıların, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden, bu ek işlemler sonuçlandırılıncaya kadar, şirketin yeniden tescilini isteyebilecekleri hükme bağlanmıştır.
Somut olayda, borçlu şirkete ödeme emrinin 13.01.2014 tarihinde tebliğ edildiği, 17.03.2014 tarihinde ise borçlu şirketin tasfiyesinin tamamlanarak ticaret sicil kayıtlarından terkin edildiği, dava konusu haczin ise 01.04.2014 tarihinde yapıldığı anlaşılmıştır.
Ticaret sicilinden terkin edilen borçlu şirket hakkında takip işlemlerine devam edilebilmesi tasfiye memuru ile ticaret sicile yöneltilecek dava sonucunda tüzel kişiliğin yeniden ihyası ile mümkündür. Bu kapsamda borçlu şirket ihya edilmeden yapılan takip işlemleri hukuken geçersiz ve yok hükmünde olup, Mahkemece dava tarihinde geçerli bir haciz bulunmadığı gerekçesi ile davanın ön koşul yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde esastan reddine karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı üçüncü kişi vekilinin karar düzeltme itirazlarının kabulü ile, Dairemizin 30.11.2017 tarihli ve 2015/11587 Esas, 2017/16024 Karar sayılı onama kararının kaldırılarak, yerel Mahkeme hükmünün BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde karar düzeltme isteyene iadesine, 25.09.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.