Yargıtay Kararı 3. Ceza Dairesi 2020/17036 E. 2021/2030 K. 26.01.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/17036
KARAR NO : 2021/2030
KARAR TARİHİ : 26.01.2021

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kasten yaralama
HÜKÜM : Mahkumiyet

Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;
Gereği görüşülüp düşünüldü:
1) Mağdur vekilinin temyiz isteminin incelenmesinde;
Mağdur …’ın suç ve karar tarihinde 15 yaşından küçük olması nedeniyle, mağdur adına şikayet hakkının ve kamu davasına katılma yetkisinin yasal temsilcilerine ait olduğu, mağdurun annesi …’ın 20.04.2016 tarihli duruşmada, sanıktan şikayetçi olmadığını beyan ettiği anlaşılmakla, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.05.2014 tarih ve 2013/287 Esas – 2014/273 sayılı kararı gereğince, usulüne uygun şekilde katılan sıfatını almayan mağdurun temyiz hakkı bulunmaması nedeniyle mağdur vekilinin temyiz isteminin 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2) Sanık …’ın temyiz isteminin incelenmesinde:
a) Mağdurun hazırlık aşamasında sanığın elinde sigara söndürdüğünü beyan etmesi, tanık …’nun anlatımları ve mağdur hakkında Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi tarafından düzenlenen olay tarihli adli raporda, “sol el sırtında sıyrık, yanık (?) şeklindeki yaralanması basit tıbbi müdahale ile giderilebilir” şeklinde görüş belirtildiği, ayrıca raporu tanzim eden doktorun duruşmada, “raporun düzenlendiği tarihten bu güne kadar yaklaşık 6 aylık bir süre geçmiştir, eğer bu yaralanma düşmeden kaynaklanan bir sıyrık olsaydı bu kadar süre içerisinde iyileşmiş olması gerekirdi, oysa şu an elde iz kaldığını gördüm, bundan sonra bu yaralanmanın bir sıyrıkla, düşmeyle oluşmadığı, yanık sonucu oluşmuş olma ihtimalinin daha kuvvetli olduğu kanaatine vardım” şeklindeki beyanda bulunması karşısında, mağdurun tüm tedavi evrakları, film ve grafiler ve raporlarıyla birlikte en yakın Adli Tıp Şube Müdürlüğüne sevkinin yapılarak, 5237 sayılı TCK’nin 86. ve 87. maddelerindeki tüm unsurları kapsayacak şekilde yeniden raporunun aldırılmasından sonra sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabul ve uygulamaya göre de;
b) Mağdurun yaralanmasının basit tıbbi müdahale ile giderilebilir olduğuna karar verilmesi halinde; sanığın yargılama konusu eyleminin, 5237 sayılı TCK’nin 86/2. maddesi kapsamında yer alan “Basit Kasten Yaralama” suçuna ilişkin olduğu, bahse konu eylem yönünden öngörülen ceza miktarının “dört aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası”na ilişkin olduğu anlaşılmakla; 17/10/2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 24. maddesi ile yeniden düzenlenen 5271 sayılı CMK’nin 251/1. maddesine göre, “Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verilebilir.” şeklindeki hükme, 7188 sayılı Kanun’nun 31. maddesinde yer alan geçici 5/1-d. maddesi ile “1/1/2020 tarihi itibariyle kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış veya kesinleşmiş dosyalarda seri muhakeme usulü ile basit yargılama usulü uygulanmaz.” şeklinde sınırlama getirilmiş ise de, Anayasa Mahkemesinin, 19/08/2020 tarih ve 31218 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 25/06/2020 tarihli, 2020/16 Esas ve 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile “…kovuşturma evresine geçilmiş…” ibaresine ilişkin esas incelemenin aynı bentte yer alan “…basit yargılama usulü…” yönünden Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verildiği, böylece “kovuşturma evresine geçilmiş basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden iptal kararı” verildiği anlaşılmakla; her ne kadar Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümez ise de, CMK’de yapılan değişikliklerin derhal uygulanması ilkesi geçerli olsa da, iptal kararının sonuçları itibariyle Maddi Ceza Hukukuna ilişkin olduğu, zira CMK’nin 251/3. maddesinde “Basit yargılama usulü uygulanan dosyalarda sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir” şeklindeki düzenleme gereği maddi ceza hukuku anlamında sanık lehine sonuç doğurmaya elverişli olduğundan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesinin (Scoppola v İtalya (No: 3 – GC), No: 126/05, 22 Mayıs 2012) kararında belirtildiği üzere, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı 7. maddesi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı 38. maddesi ile 5237 sayılı TCK’nin 7. ve 5271 sayılı CMK’nin 251. maddeleri uyarınca dosyanın “Basit Yargılama Usulü” yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
c) 5275 sayılı Kanun’un 106/3. maddesinde 6545 sayılı Kanunla yapılan değişiklik karşısında, infazda yetkiyi kısıtlayacak şekilde “sanık hakkındaki adli para cezasının ödenmemesi durumunda ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrileceğine” dair ihtarat yapılamayacağının gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz sebepleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerden 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca isteme uygun olarak BOZULMASINA, 26.01.2021 gününde oy birliğiyle karar verildi