YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/6592
KARAR NO : 2012/38677
KARAR TARİHİ : 07.06.2012
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli Dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat, Ortadan Kaldırma, Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
1-Sanık … hakkında katılan …’ye yönelik işlediği dolandırıcılık suçundan dolayı verilen beraat kararına yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
Hükmün gerekçesine yönelik temyiz olmaması nedeniyle beraat kararını temyizde hukuki bir yararı bulunmadığından, sanık müdafiinin temyiz talebinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi uyarınca REDDİNE,oy birliğiyle,
2-Sanık … hakkında katılan …’ye yönelik işlediği dolandırıcılık suçundan dolayı verilen ortadan kaldırma kararına yönelik temyiz itirazının incelemesinde;
Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine, karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde ortadan kaldırılmasına karar verilmesi bozmayı gerektirmiş, o yer C. Savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı yasanın 8/1 maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak; bu aykırılığın aynı kanunun 322.maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükümden “ortadan kaldırılmasına” ibaresi çıkartılarak yerine “5271 sayılı CMK’nın 223/8.maddesi uyarınca düşmesine” ibaresinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,oy birliğiyle,
3-Sanıkların katılan …’a yönelik işledikleri dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelemesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Katılanın 22.05.2007 tarihli şikayet dilekçesine ekli www…..com.tr internet adresinden alınan “Emlak takasıyla 150 trilyonluk vurgun” başlıklı yazı içeriğinde, sanıkların Antalya’da kurdukları kooperatifle kat karşılığı inşaat yaptıkları, 1997 yılından bu yana konut sahibi olmak için kendilerine müracaat eden çok sayıda kişiyi 150 trilyon liraya yakın dolandırdıkları, müşterilerden aldıkları para karşılığı kadar güvence olarak senet verdikleri, aynı dairenin birden fazla kişiye satıldığının ortaya çıkmaması için her devir işlemini farklı noterde yaptıkları, dolandırıcılık iddiasıyla ilgili Antalya, Ankara, İstanbul adliyelerinde devam eden çok sayıda davalar bulunduğu haberinin yer aldığı, dosyaya özgü somut olayda da; Antalya İli … mahallesinde bulunan … Konut Yapı kooperatifinin yönetcisi olan sanıkların, kaba inşaatı bitmiş durumdaki daireleri satışa arz ettikleri, katılan …’ın daire satın almak amacıyla sanıklara müracaat ettiği ve sanık …’nın 6731 ada A Blok 9. kat 21 nolu daireyi katılana 21.500 Amerikan Doları karşılığında sattığı suça konu dairenin üzerindeki üyelik hakkının diğer sanık …’ya ait olması nedeniyle …’nın üyelik hakkını Antalya 6. Noterliğinin 30.5.2001 tarih ve 14201 yevmiye nolu sözleşme ile katılan …’a devrettiği, sanık … ile katılan arasında da 6.6.2001 tarihli sözleşmenin düzenlendiği, sanıkların sözleşme tarihinden itibaren yaklaşık 8 ay sonra daireyi teslim edeceklerini vaat etmelerine rağmen katılanı çeşitli bahanelerle oyalayarak aynı daireyi başka şahıslara sattıkları ve katılandan peşin olarak aldıkları daire ücretini de iade etmedikleri olayda, mahkemenin nitelikli dolandırıcılık suçunun oluştuğuna dair kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş,
Sanıkların, katılana sattıkları dairenin tapu devrini yapacaklarından bahisle 600 TL istedikleri, katılanın babası olan … duruşmadaki beyanında bu paranın oğlu tarafından ödendiğini belirtmesi, katılan ise soruşturma aşamasındaki 01.08.2008 tarihli ifadesinde bu paranın kendisi tarafından üç yıl kadar önce sanıklara ödendiğini beyan etmesi karşısında; dava zamanaşımı konusunun gündemde olmadığı bir sırada ödemeyi kim yapmışsa bu kişinin ifadesine itibar edilmesi gerektiği, bu veriler ışığında mahkemece ödemeyi bizzat yapan katılanın ifadesi esas alınarak 2005 yılı olarak kabul edilen suç tarihinin, gün ve ayının belirtilmesi açısından katılan … tarafından sanıklara tapu masrafının gönderildiği 01.08.2005 tarihi olduğu anlaşılmakla, gerekçeli karar başlığında 2005 olarak gösterilen suç tarihinin 01.08.2005 olarak mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüş ve hükmün gerekçe kısmında 765 sayılı TCK.nun aleyhe olacağına ilişkin yapılan değerlendirmenin fazlalık olduğu ve 5237 sayılı TCK uyarınca kurulan hükümde bir isabetsizlik olmadığı anlaşılmış zamanaşımı nedeniyle düşme isteyen tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre,o yer c.savcısının ve sanıklar müdafiilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, oy çokluğuyla, 07.06.2012 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY:
Yerel Mahkemece dolandırıcılık suçundan sanıklar … ve …’nın 5237 sayılı TCK’nın 158/1-h, 62/1, 52/2, 53/1 maddeleri uyarınca 1’er yıl 8’er ay hapis ve 10.000’er TL adli para cezasıyla mahkumiyetlerine karar verilmiştir.
Sanıklar müdafiileri ve Cumhuriyet savcısının temyizi üzerine Dairemizde yapılan inceleme sırasında, önsorun olarak “soruşturmanın genişletilmesine gerek olup olmadığı” tartışılmış ve oyçokluğuyla gerek olmadığına karar verilmiş; daha sonra suç tarihinin hangi tarih olduğu tartışılmış ve oyçokluğuyla suç tarihinin 01.08.2005 tarihi olduğu belirlenerek sübutun varlığı kabul edilip hüküm onanmıştır.
Çoğunluğun belirtilen gerekçeye dayalı oluşturduğu karara aşağıdaki nedenlerle katılmıyoruz.
Dosya içeriğine göre;
… Konut Yapı Kooperatifi’nin yöneticisi olan sanıkların kaba inşaat halindeki daireleri satışa arzedip, bu dairelerden birini 21.500 Amerikan doları karşılığı katılan …’a sattıkları, aynı daireyi başka bir şahsa da satmak suretiyle dairenin teslimini gerçekleştirmedikleri, aldıkları parayı da katılana iade etmedikleri iddasıyla dolandırıcılık suçundan cezalandırılmaları için kamu davası açılmıştır.
Dosya arasında bulunan 06.06.2001 tarihli “sözleşme” örneğinde, bir adet bağımsız bölümün 21.500 Amerikan dolarına satıldığı, bedelinin tamamının nakit olarak alındığı belirtilmektedir. Bu husus katılanın beyanı ve sanıkların savunmaları ile de sabittir.
Katılan … soruşturma aşamasında 01.08.2008 tarihli ifadesinde önceki ödediği paraya ilave olarak “….. … ile de kendi aramızda sözleşme imzaladık, normalde daireyi 8 ayda teslim edecekti fakat aradan 7 yıl geçmesine rağmen beni sürekli oyalayarak ve çeşitli bahaneler uydurarak evimi teslim etmedi, tarihten 3 yıl kadar önce beni arayarak tapuların hazır olduğunu ve evleri teslim edeceğini beyan ederek bizden tapu bedeli olarak 600 YTL istedi, evin teslim edileceğini umut ettiğimden şahsın hesabına 600 YTL tapu bedeli gönderdim fakat halên bu daireyi teslim etmedi, daha sonra yapmış olduğum araştırmada bana satmış olduğu daireyi benden sonra … isimli şahsa sattığını tespit ettim.” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Katılanın babası olan tanık … ise 10.07.2009 tarihli oturumda dairenin satışıyla ilgili süreci anlatıp “aradan yaklaşık 1,5 sene kadar süre geçtikten sonra sanık … oğlum …’ı aradı, oğlumun yanında ben de vardım, sanık … tapu gideri olarak oğlumdan 600 TL para istedi, oğlumun da bu parayı sanık …’ya vermek üzere götürdüğünü biliyorum. Ancak buna rağmen dairenin tapusu verilmedi.“ şeklinde beyanda bulunmuştur.
Sanıklar ise tüm aşamalarda tapu giderinden söz etmemektedirler.
Haksız yararın elde edildiği tarih suç tarihi olacağından, tapu gideri olarak elde edilen haksız yararın hangi tarihte gerçekleştiği konusunda katılanın iddiasıyla tanığın beyanı arasındaki çelişki giderilmelidir. Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu bağlamda; öncelikle sanıklar ile katılan ve tanık yüzleştirilmeli, katılanın ifadesinde belirttiği sanık …’in hesabına gönderdiği paraya ilişkin havale kayıtları araştırılmalı, kuşkuya yer vermeyecek biçimde suç tarihi saptandıktan sonra tüm deliller birlikte tartışılıp değerlendirilerek sanıkların hukuksal durumunun belirlenmesi için hüküm öncelikle bu yönden bozulmalıdır.
Çoğunluk tarafından soruşturmanın genişletilmesine gerek bulunmadığı kabul edildiğinden suç tarihi mevcut delillerle saptanmalıdır. Şüpheli ve aydınlatılamamış olaylar ile iddialar sanığın aleyhine yorumlanamaz ilkesinden hareketle; somut olayda, katılanın soyut iddiasına karşılık yeminle dinlenen tanığın beyanına üstünlük tanınması gerektiğinden, buna göre haksız yararın elde edildiği en son tarihin 06.12.2002 olduğu kabul edilmeli, sanıkların eylemlerine uyan 765 sayılı TCK’nın 503/ilk maddesindeki dolandırıcılık suçunun gerektirdiği cezanın tür ve süresine göre suç tarihi ile inceleme tarihi arasındaki 765 sayılı TCK’nın 102/4 ve 104/2 maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zamanaşımı süresi dolduğundan hüküm bu nedenle bozulmalı ve sanıklar hakkındaki kamu davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle CMK’nın 223/8.maddesi uyarınca DÜŞMESİNE karar verilmelidir.
Açıklanan nedenlerle çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz. 07.06.2012