YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/22191
KARAR NO : 2013/2201
KARAR TARİHİ : 07.02.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; sanığın, öğrenci olan katılana yaklaşıp öncelikle İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun yerini sorması, akabinde iş hususunda aralarında sohbetin başlaması ve kendisini ona bir şirkette 2-3 otobüsü olan patron bir kişi olarak tanıtıp katılana part-time iş teklifinde bulunması, kabul üzerine otobüs şoförüyle konuşacağım deyip cep telefonunu katılandan istemesi, alıp numaraları tuşladıktan sonra “kapalı” deyip telefonu iade etmesi ve iş sırasında giyilmek üzere takım elbise almak gerektiğini belirtip, işe başladıktan sonra iade şartıyla ücreti şimdilik katılan tarafından karşılanmak üzere birlikte bir mağazaya gitmeleri, katılandan elbise alımında kullanmak için 100 lira istemesi, parayı aldıktan sonra tekrar şoförünü arama bahanesiyle cep telefonunu da alması, katılanın elbise denemek amacıyla kabine girmesini de fırsat bilerek uzaklaşmak suretiyle haksız yarar sağlamaktan ibaret eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş, sanığın daha önce kasdi bir suçtan mahkum olduğu anlaşıldığından “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” karar verilebilmesi için aranan CMK’nun 231/6. maddesinin (a) bendinde yazılı “kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunma” nesnel koşulunun bulunmaması nedeniyle sanık hakkında “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” karar verilemeyeceği belirlenmiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı Yasanın 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddesinin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.un 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasının TCK’nın 53. maddesinin tatbikine ilişkin 7. paragrafın hükümden çıkartılarak, yerine “sanığın, TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet, kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan ise cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” şeklinde paragraf yazılmak suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 07.02.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.