Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2020/5537 E. 2022/139 K. 11.01.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5537
KARAR NO : 2022/139
KARAR TARİHİ : 11.01.2022

MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında görülen davada İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 07.12.2018 tarih ve 2016/1179 E. – 2018/1442 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin esastan reddine dair İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi’nce verilen 19.12.2019 tarih ve 2019/1797 E. – 2019/2348 K. sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalılardan Pulcu Tarım İlaçları Ltd. Şti. ile davalı banka arasında imzalanıp kullanılan cari hesap kredi sözleşmesinin teminatı olarak taşınmazını 310.000,00 TL bedel ile ipotek verdiğini, bankanın alacağını davalılardan …’ya devretmek üzere alacağın devri sözleşmesi yaptığını, bunun üzerine ipoteğin fekkinin istendiğini ancak cevap alamadıklarını, davalı banka ile … arasında yapılan alacağın devri sözleşmesinin geçersiz olduğunu, devredilenin hukuken alacağı talep hakkı olması gerektiğini, devralanın bu esasa aykırı olarak alacağını borçludan talep etmeyerek 09/03/2016 tarihinde krediyi naklen kapattığını, alacaklı bankanın değil asıl borçlunun yerine geçtiğini, bu alacağın devri sözleşmesi ile ipoteğin de …’ya sözde intikal ettiğini, yapılan işlemde kötü niyet bulunduğunu, bankanın da buna dahil olduğunu ileri sürerek müvekkilinin davalılara karşı ipotek borçlusu olmadığının tespiti ile birlikte ipoteğin fekkine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili, davacının kardeşi …, eşi … ve kardeşi …ile birlikte müvekkili firmanın kardeş firması olan Misket Ziraat İlaç Ltd. Şti.’ne ortak olmak istediklerini, Misket Ziraat İlaç Ltd. Şti.’nin bankalardan kredi çekme kabiliyeti olmadığından davacı ve ailesinin isteği üzerine davalı şirket adına T. İş Bankasından kredi çekildiğini, …’ın krediler karşılığı olarak taşınmazını bankaya ipotek ettirdiğini, davacının ailesinin işlek krediden kullanmaları nedeniyle borçlu olduklarını, geri ödeme yapılmadığından firma borçlarını kapatamadığı gibi çalışamaz hale geldiğini, bu nedenle bankanın ivazlı olarak alacağını temlik ettiğini, TMK ve BK gereğince yapılan işlemlerin usulüne uygun olduğunu, davacının itirazının yersiz ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Davalı … vekili, müvekkili tarafından ivazlı olarak alacağı temlik aldığını, alacak ipotek ile teminat altına alındığından taraflarınca alacağın temliki sözleşmesi yapıldığını, karşılığının bankaya ödendiğini, yapılan işlemlerin TMK ve BK’ya uygun olduğunu, davacının itirazının yersiz ve yasal dayanaktan yoksun olduğunu, kendi aralarındaki hukuki bağın 3. kişi olarak müvekkilini bağlamadığını, ipoteğin kişisel değil ayni bir teminat olduğunu, müvekkili tarafından devralınan alacağın garantisi olduğunu, ipoteğin fekkin istemek için geçerli hukuki neden olması gerektiğini, davalı bankaya yapılan tek ödemenin müvekkiline ait olduğunu, bunun alacağın teminatını da kapsadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Davalı T. İş Bankası vekili, davalılardan Pulcu Tarım İlaç ve Dan. San. Tic. Ltd. Şti. ile müvekkili banka arasında 24/01/2013 tarihli genel nakdi ve gayri nakdi kredi sözleşmesi imzalandığını, davacı …’ın müteselsil kefil sıfatı ile kefil olduğunu, aynı zamanda adına kayıtlı taşınmazını 310.000,00 TL bedelle bankaya ipotek ettirdiğini, firmaya BCH kredi tahsis edilerek kullandırıldığını, banka alacağının alacağın devri sözleşmesi ile 296.618,09 TL bedel mukabili, teminatını teşkil eden ipotekle birlikte …’ya temlik edildiğini, temlik işleminin usul ve yasaya uygun olarak gerçekleştirildiğini, temlik ile birlikte asıl alacağa bağlı olan rehin ve ipotek hakkının da kendiliğinden temlik alan diğer davalı yana geçtiğini, bunun için tapu kütüğünde bir tescil işlemi yapmaya gerek olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesince iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasındaki sözleşme konusunun alacağın temliki yasaklarını tabi olmadığı, kural olarak alacaklının alacaklarının üçüncü bir şahsa temlik edebilme hakkına sahip olduğu, davacının davalı banka ile diğer davalı şirket arasında imzalanan kredi sözleşmesine teminat olarak maliki bulunduğu taşınmazı 311.000.00 TL bedelle birinci dereceden davalı bankaya ipotek ettirdiği, borcun ödenmediği, bu borcun diğer davalı … tarafından ödendiği, alacağın devri sözleşmesi yapılarak ipotek teminatının da ödeyen …’ya ödediği miktarla sınırlı olarak temlik edildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili istinaf etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesince tüm dosya kapsamına göre, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, alacağın temliki sözleşmesinin geçersizliği nedeniyle, alacağa teminat olarak verilen ipoteğin fekki talebine ilişkindir.
6102 sayılı TBK’nın 183 ve devamı hükümlerinde alacağın devri konusu düzenlenmiş olup, 189. maddeye göre alacağın devri ile bağlı hakların da alacağı devralan kişiye geçeceği belirtilmiştir. Madde kapsamında zikredilen bağlı haklar, asıl alacağın kaderine bağlı fer’i haklar olup, alacağı teminat altına alan rehin hakları da buna örnek teşkil eder(OĞUZMAN Prof.Dr.M.Kemal, BARLAS Prof.Dr.Nami, Medeni Hukuk, Vedat Kitapçılık, 15. Bası, İstanbul, 2008, s.150. ). Hali ile alacağın temliki halinde alacak için teminat verilmiş taşınmaz ipoteklerinin de devralan lehine hak teşkil edeceği açıktır. Ancak borcun üstlenilmesi kurumunu düzenleyen TBK 195 ve devamı hükümlerinden 198/2 hükmüne göre, borcun güvencesi olarak rehin veren üçüncü kişinin ve kefilin sorumlulukları, ancak onların borcun üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermeleri hâlinde devam edecektir. Zira, teminat veren, asıl borçlu ile arasındaki güven ilişkisi nedeni ile ayni ya da şahsi teminat verecek olup, aynı güveni tanımadığı 3. kişi için beslemesi olası değildir. Bu durumda, yazılı olarak alınmayan rıza nedeniyle, devre müteakip kefil olan yahut rehin veren bu borcundan kurtulacaktır. (KILIÇOĞLU Prof.Dr. Ahmet M.,Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Turhan Kitabevi, 14.Bası, Ankara, 2011, s.792-793.)Somut olaya gelindiğinde, davacı …’ın alacağa konu genel kredi sözleşmesine kefil olduğu ve aynı zamanda maliki olduğu taşınmazı bu borca ayni teminat olarak verdiği, davalı şirketin sözleşmenin asıl borçlusu olduğu, davalı …’nun ise sözleşme kapsamında herhangi bir sıfatı bulunmadığı ve 3. kişi konumunda bulunduğu, yine davalı … ile davalı banka arasında alacağın devri başlıklı sözleşmenin 08.03.2016 tarihinde akdedildiği, davalı … tarafından davalı bankaya 07.03.2016 tarihinde “… alacağın temliğine karşılık yatırılan” açıklamalı dekont ile sözleşme bedeli olan 296.618,09 TL’nin yatırıldığı anlaşılmaktadır. Bahse konu ödeme tarihinin, sözleşme tarihinden bir gün önce olduğu gözönüne alındığında, sözleşme tarihinde bir alacağın bulunmadığı ve davalı …’nin alacağı değil borcu devraldığı anlaşılmaktadır. Zira, alacağın devri başlıklı sözleşmede belirtilen miktar ile dekontla yapılan ödeme miktarının birebir aynı olmasının, devredilecek olanın genel kredi sözleşmesine dayalı alacak olması nedeniyle hayatın olağan akışına aykırı olduğu; borcun asıl borçlu olan davalı şirket tarafından kapatılması halinde ipoteğin ortadan kalkacağı ve ödeyenin hak iddia edemeyeceği açıktır. Bu nedenle anılan ödemenin, TMK 2. maddesi hükmü gereği borç ödemesi olduğu, davalı …’nin kredi sözleşmesine kefil olmaması nedeniyle alacaklının haklarına da halef olamayacağı hususu gözetilerek davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın anılan nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz istemlerinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 11/01/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Yapılan yargılama ve saptanan uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına, davalı …’nun taraflar arasında kurulan kredi ilişkisinde 3. kişi olduğu hususunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamasına, davalı alacaklı banka ile 3. kişi davalı … arasında noterde düzenlenen sözleşmenin açıkça Alacağın Temliki niteliğinde olmasına, temlik bedelinin bir gün önce ödenmesinin, dekontta alacağın temlikine karşılık yatırıldığının şerh edilmesi karşısında borcun üstlenilmesi olarak kabulünün mümkün bulunmamasına, davalı … tarafından temlik bedeli olarak ödenen paranın borç ödemesi olduğu, davalılar arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğu hususunun davacı tarafça yasal delillerle isbat edilememiş olmasına göre yapılan istinaf başvurusunun HMK 353/b-1 maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun bulunması nedeniyle onanmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile bozulmasına ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyız.