Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/7379 E. 2021/15670 K. 08.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/7379
KARAR NO : 2021/15670
KARAR TARİHİ : 08.12.2021

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava, ödeme emri istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozmaya uyularak ilamında belirtildiği şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
1-Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden,
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 8. maddesinin 1. fıkrasına göre karar tarihi itibariyle iş mahkemelerinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları hariç miktar veya değeri bin lirayı geçmeyen davalar hakkındaki nihaî kararlar kesindir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun 06.06.1975 gün ve 1975/6-8 sayılı içtihadında, HUMK’un 427. maddesindeki kesinlik sınırının iş mahkemelerinde verilen kararlarda da uygulanması gerektiği belirtilmiştir.
1 Ekim 2011 tarihinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) yürürlüğe girmiş, anılan Kanunun 450. maddesiyle de 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ek ve değişiklikleriyle birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte yasa koyucu uygulamada birtakım sorunların ortaya çıkmasını engellemek için, Hukuk Muhakemeleri Kanununda geçiş hükümlerini ayrıca düzenlemiştir.
Bu bağlamda 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesinde, Bölge Adliye Mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26.09.2004 tarih ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427. ila 454. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı açıkça düzenlenmiştir.
16.07.1981 gün ve 2494 sayılı Kanunun geçici maddesi ile temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin değişikliklerin, Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra verilecek nihai kararlara yönelik temyiz ve karar düzeltme istemleri hakkında uygulanacağı belirtilmiş; dolayısıyla, dava hangi tarihte açılmış olursa olsun, temyiz ve karar düzeltme sınırlarının saptanmasında, hakkında bu yollara başvurulan hükmün verildiği tarihteki yasal durumun esas alınacağı kabul edilmiştir.
Temyiz kesinlik sınırı kamu düzeni ile ilgilidir. Temyiz sınırı belirlenirken yalnız dava konusu edilen taşınır malın veya alacağın değeri dikkate alınır.
Alacağın bir kısmının dava edilmiş olması halinde temyiz (kesinlik) sınırının saptanmasında alacağın tamamının gözetilmesi, tümü dava konusu yapılan bir alacağın kısmen kabulünde ise temyiz (kesinlik) sınırının belirlenmesinde kabul ve reddedilen miktarların esas alınması, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununu geçici 3. maddesi gereğince 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427’nci maddesi hükmü gereğidir.
21.07.2004 gün ve 25529 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.07.2004 tarih ve 5219 sayılı “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” ve ayrıca 5236 sayılı Kanun; katsayı artışı da uygulanmak suretiyle bu kanunların yürürlük tarihinden sonra yerel mahkemelerce verilen hükümler yönünden 2020 yılı için 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427. maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını 3.920,00 TL olarak değiştirmiştir.
Somut olay incelendiğinde, temyize konu tutarın yukarıda değinilen temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğu anlaşılmakla, anılan karara karşı temyiz yoluna başvurulması miktar itibariyle mümkün bulunmadığından, davacı vekilinin temyiz dilekçesinin miktar itibarıyla kesinlik nedeniyle REDDİNE,
2-Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince,
Mahkemece uyulan son bozma ilamımızda, “…mahkemece yapılması gereken, davacının ihtilaflı dönemde gerçekten temsil ve ilzam yetkisinin bulunup bulunmadığının araştırılması, 11.06.2012 tarihinde noter onayına sunulan 05.01.2005 tarihli toplantı zaptının gerçek durumu yansıtıp yansıtmadığı yönünden varsa buna ilişkin şirket kayıt ve defterlerinin incelenmesinden ibarettir.” hususları belirtilmiştir.
Bozma sonrası mahkemece, “Mahkememizce çözülmesi gereken husus, 11.06.2012 tarihinde noter tarafından onaylanan ve davacının temsil ve ilzam yetkilerinin kaldırıldığı 05.01.2005 tarihinde toplantı kararına itibar edilip edilmeyeceği, bu bağlamda davacının ödeme emirlerinden sorumluluğunun nasıl değerlendirileceği noktasında toplanmaktadır. Söz konusu toplantı kararı sonrasında davalı Kurum ile imzalanan 01.05.2006 tarihli yapılandırma başvuru formunun şirketin yönetim kurulu üyelerinden … tarafından imzalandığı gözetildiğinde, 05.01.2005 tarihli toplantı kararı tescil ve ilan edilmemiş ise de bu kararın hayata geçirildiği ve dolayısıyla bu toplantı kararıyla davacının temsil ve ilzam yetkilerinin kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Ayrıca davacı ile aynı şirkette görev almış olan ve 05.01.2005 tarihli toplantı ile temsil ve ilzam yetkileri sona ermiş olan … adına … İş Mahkemesinin 2012/326 Esas sayılı dosyası ile … adına …İş Mahkemesinin 2014/279 Esas sayılı dosyasında verilen kararlarda; 05.01.2005 tarihli toplantı tutanağının geçerli olduğunun kabulü ile yapılan değerlendirmeler neticesinde ödeme emirlerinden ilgili şahısların sorumlu olmadığı yönünde verilen kabul kararlarının sırasıyla Yargıtay (kapatılan) … Hukuk Dairesinin 2015/14391 Esas, 2015/18874 Karar ve 2016/7959 Esas, 2017/2641 Karar sayılı kararlarıyla onanmak suretiyle kesinleştiği anlaşılmıştır. Davacı söz konusu davalarda taraf sıfatını almamış olduğundan anılan hükümlerin kesin hüküm olduğu söylenemez ise de, daha önce açılıp sonuçlanan davalarda incelenen ve kesinleşen olgular herkes için önem taşır ve sonraki davada güçlü delil niteliğindedir.
Yukarıda yapılan değerlendirmeler neticesinde, davacı, 28.12.2004 tarihinde ilan edilen 13.08.2004 tarihli toplantı kararı gereğince müşterek imza ile şirketi üst düzey yönetici sıfatı ile temsil ve ilzama yetkili ise de, daha sonra alınan 05.01.2005 tarihli toplantı kararı ile davacının temsil ve ilzam yetkisinin sona erdiği…” gerekçesiyle yazılı şekilde karar verildiği anlaşılmış ise de, bozma gereklerinin tam olarak yerine getirilmediği anlaşılmıştır.
Davada üzerinde durulması gereken husus, davacının ilgili dönemlerde temsilcilik sıfatının bulunup bulunmadığına ilişkin olup, 11.06.2012 tarihinde noter onayına sunulan 05.01.2005 tarihli toplantı zaptının gerçek durumu yansıtıp yansıtmamasına ilişkin araştırma yeterli değildir. Her ne kadar dava dışı şirketin 2005 yılına ait defterlerine ulaşılamamış ise de, ulaşılabildiği takdirde noter onayına kadar olan diğer yıllara ait defterler ve diğer bütün bilgi ve belgeler üzerinde gereken araştırma yapılmalı, şirketin faaliyet alanı nazarında işlem yaptığı varsa diğer şirket veya kamu kuruluşları ile yapmış olduğu yazışma veya satış kayıtları irdelenerek, davacının şirket adına işlem yapıp yapmadığı değerlendirilip elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekmektedir.
Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin, eksik araştırma ve incelemeye dayalı olarak yazılı şekilde hüküm kurulması, usûl ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 08.12.2021 gününde oybirliği ile karar verildi.