Yargıtay Kararı 10. Hukuk Dairesi 2021/11986 E. 2021/16892 K. 29.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/11986
KARAR NO : 2021/16892
KARAR TARİHİ : 29.12.2021

Mahkemesi :İş Mahkemesi

Dava, sigortalılık başlangıç istemine ilişkindir.
Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün, davalı Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Davacı vekili, 36423 sicilli işyeri bünyesinde 20.01.1987 tarihinde en az (1) günlük sigortalı çalıştığının tespiti ile bu tarihin tüm sigorta kollarında sigortalılık başlangıç tarihi olarak sayılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle, hak düşürücü süre itirazında bulunduklarını, davacıya ait işe giriş bildirgesi verildiğini ancak 1983/1 yılına ait bordro verilmediğini, davacının ilgili işyerine 01.07.1989 tarihinde işe giriş yaptığı, 30.09.1989 tarihinde işyerinde ayrıldığını belirterek, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne, karar verilmiştir.
Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde, re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun geçici 7. maddesi uyarınca davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Kanunun 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur.
Davaya konu olayla ilgili olarak çıraklık statüsünün irdelenmesi gerekli olup, 506 sayılı Kanunun 3. maddesinin II/B bendine göre, “Özel Kanun’da tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları…” uygulanmamaktadır. Uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunu’na göre, çıraklar teorik ve pratik eğitime tabi tutulurlar. Taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile, davacının uyuşmazlık konusu dönemde çırak olup-olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılarak karar verilmelidir. Gerçekten de çıraklık sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir.
Konu ile ilgili olarak 3308 sayılı Yasa’nın 10. maddesinde çırak olabilmek için aranan şartlar arasında
“…a) 14 yaşını doldurmuş, 19 yaşından gün almamış olmak.
b) En az ilköğretim okulu mezunu olmak.
c) Bünyesi ve sağlık durumu gireceği mesleğin gerektirdiği işleri yapmaya uygun olmak.”hususları düzenlenmiş ve aynı maddeye 4702 sayılı Yasa’nın 9. maddesi ile eklenen fıkra ile 10.07.2001 tarihinden itibaren de 19 yaşından gün almış olanlardan daha önce çıraklık eğitiminden geçmemiş olanlar, yaşlarına ve eğitim seviyelerine uygun olarak düzenlenecek mesleki eğitim programlarına göre çıraklık eğitimine alınabileceği hükmü getirilmiştir.
Diğer taraftan bir kişiye çırak denilebilmesi için, o kimsenin durumunun bu özel kanunda çıraklar hakkında yapılan tarife ve nitelendirmeye uyması gerekir. Yani, taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile davacının belirtilen tarihte çırak olup-olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılarak karar verilmelidir. Kişi işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir.
Önceki bozma ilamında; “… Eldeki davada, talep tarihinde, davacının 18 yaşını ikmal ettiği, kısa vadeli sigorta kolundan 01.01.1983 itibari ile düzenlenen işe giriş bildirgesinin uzun vade sigorta koluna dayalı bir talebe esas alınamayacağı tartışmasız olmakla birlikte, yapılan işin niteliği gereği, talep tarihindeki davacı yaşına göre işyerindeki faaliyetinin çalışmanın bir mesleğin öğrenilmesine yönelik olarak çıraklık ilişkisine mi yahut üretime yönelik bir faaliyet ve imalat olup olmadığı araştırılıp açık ve net olarak belirlenip sonuca göre karar verilmesi…” şeklinde karar verildiği anlaşılmakla; bozma sonrası alınan tanık beyanlarında, davacının 13, 14 yaşlarında olup, bazı çalışanların yanlarında yardımcı olduğu, işi öğrenmeye çalıştığı, tanıkların davacıya 5-6 ay işi öğretmeye çalıştıkları, montajda yardımcı olduğu ve başlarda işi bilmediği; daha sonra kalfa olduğu belirtildiğinden; buna göre işe girdiği tarihte üretime katkı yaptığı hususu isabetsiz olup, davacının çırak olduğu açıktır. Mahkemece, tüm sigorta kollarına tabi çalışmayan davacının, talebinin kabulüne karar verilmesi hatalıdır.
Mahkemenin, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar doğrultusunda karar vermesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 29.12.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.