Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/20402 E. 2013/4984 K. 19.03.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/20402
KARAR NO : 2013/4984
KARAR TARİHİ : 19.03.2013

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu malına zarar verme, görevi yaptırmamak için direnme, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret, hakaret
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
5237 sayılı TCK.nun “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümünde, 265.maddesi ile düzenlenen; “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil, görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse, fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
Selçuk Üniversitesi Akşehir Meslek Yüksekokulunda öğrenci olan şikayetçiler …, … ve …’in pansiyon işletmeciliği yapan sanığın haricen üçüncü şahsa sattığı eve kiracı olarak yerleşmeleri, ertesi gün sanığın alkollü biçimde jandarmayı arayarak bahsi geçen şikayetçilerin evde fuhuş yaptıklarını söyleyerek evinden uzaklaştırılmalarını istemesi, jandarma görevlilerinin karakola gelip yazılı şikayette bulunmasını istemeleri üzerine sanığın bu talebi reddetmesi, şikayetçi jandarma komutanı Tolga Peker’in durumu komutanına telefon ile bildirirken şahsın alkollü bulunduğunu söylemesine sinirlenen sanığın görevlilere “defolun gidin buradan” demesi, nöbetçi Cumhuriyet Savcısının talimatı ile gözaltına alınacağı söylendiğinde sanığın “beni sen değil aradığın komutan, savcı hatta Allah bile alamaz” diyerek gözaltı işlemine karşı koyması, 156 jandarma imdat telefonunu arayarak “sizden büyük yerler var ben orayı arar size yaptırmasını bilirim, s..ke s..ke yaparsınız” ve “sizin gibi jandarmanın size emir veren savcının da anasını avradını sinkaf edeyim” şeklindeki sözleri ile taşkınlığa devam etmesi, karakola götürülmek üzere bindirildiği devriye aracının kapısını tekmeleyerek kapı kilidini kırması, doktor raporu için götürüldüğü hastanede görevli polis memuru katılan …’a “bu a..ına koyduğumun jandarmaları bana kelepçe vurdu vurabilirler mi?” diye sorması ve katılanın da yapabileceklerini söylemesi üzerine bu kez sanığın katılana “senin gibi polisin de anasını avradını sinkaf edeyim sen de şerefsizmişsin” diyerek hakaret etmesi şeklinde gelişen olayda, mahkemenin “kamu malına zarar verme”, “görevi yaptırmamak için direnme”, “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret”, katılan …’a yönelik eylemi nedeniyle “hakaret” suçlarının oluştuğuna yönelik kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 gün 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi, olayın gelişimi sırasında sanığın, cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’nun “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Sanığın suçun yasal tanımında yer alan ve hukuksal anlamda tek bir fiili oluşturan davranışları, görevini ifa eden kamu görevlilerine karşı görevlerini yaptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı nev’iden fikri içtima koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun 43/2.maddesinin uygulanması gerektiği gözetilmeyerek eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunduğundan bozma nedeni yapılmamıştır.
1)Sanığın adli sicil kaydında görünen elektrik hırsızlığından aldığı ceza ile ilgili olarak, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı “Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun”un 82.maddesi ile 5237 sayılı TCK.nun 142.maddesinde yapılan değişiklik ile elektrik hırsızlığı “suç” olmaktan çıkarıldığından, sanığın adli sicil kaydında başkaca bir kaydının da bulunmamasına göre, sanığın sabıkalı olduğu kabulü ile yapılan uygulamaların yeniden ele alınarak sanığın hukuki durumunun takdir ve tayininde zorunluluk bulunması,
2)Sanığın bir gün evvel evine taşınan şikayetçi öğrenciler …, … ve …’i evinden çıkarabilmek için jandarmayı arayarak öyle olmadığını bildiği halde evinde fuhuş yapıldığını söyleyerek şikayetçilere hukuka aykırı bir fiil isnat etmesi eyleminin 5237 sayılı TCK.nun 267. maddesinde düzenlenen iftira suçunu teşkil ettiği gözetilmeksizin suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hakaret suçundan uygulama yapılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 Sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca, sanığın hakaret suçundan aldığı ceza yönünden kazanılmış hakkı saklı kalmak kaydıyla BOZULMASINA, 19.03.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.