Yargıtay Kararı 7. Hukuk Dairesi 2021/7840 E. 2022/306 K. 11.01.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 7. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/7840
KARAR NO : 2022/306
KARAR TARİHİ : 11.01.2022

7. Hukuk Dairesi
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki menfi tespit, istirdat, ipoteğin fekki, alacak ve tazminat davasından dolayı mahal mahkemesinden verilen yukarıda gün ve sayısı yazılı hükmün; Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 30/06/2020 gün ve 2019/3753 Esas, 2020/4222 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmişti. Süresi içinde davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla, dosya içerisindeki bütün evrak incelenerek gereği düşünüldü:

_ K A R A R _

Davacı vekili 02.08.2011 tarihli dilekçesi ile davacının 106 ada 3 parselde kayıtlı taşınmazına 17/02/2010 tarihinde davalı … lehine 300.000,00 TL ipotek tesis edildiğini, İcra Müdürlüğünün 2010/3539 Esas sayılı takip dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe geçildiğini, gerçekte davacı ile davalı arasında ticari ilişki ve bu ilişkiden kaynaklanan borcunun bulunmadığını, davacının oğlu …’in davalı … ve … ile iş ortağı olduğunu, şirketin hesaplarından para çektiğini, zimmetine geçirdiğini iddia ederek dava konusu taşınmaz üzerinde ipotek tesisi istediklerini, davacının babalık duyguları ve oğlunu korumak inancı ile hareket edeceğini bildiklerini, davacının ipotek borcuna karşılık 16/02/2010 tarihinde 10.000,00 TL, 15/04/2010 tarihinde 2.000,00 TL, 17/04/2010 tarihinde 2.500,00 TL’yi bizzat ödediğini; ayrıca, davacının babası…’e ait 1277 ada 9 ve 10 parselde kayıtlı iki adet arsa için ipotekten kaynaklanan borç nedeniyle …’a vekaletname verdiğini, davalının da vekaletnameye dayanarak taşınmazları üçüncü şahıslara sattığını ve haksız bir kazanç temin ettiğini, Borçlar Kanununun 20 ve 21. maddelerine aykırı olarak tesis edilmiş olan 300.000,00TL’lik ipotek bedelinin bu suretle tamamen ödendiğini, icra takibine maruz kaldığını ve icra dosyasına 14/06/2010 tarihinde itiraz ettiğini beyan ederek, müvekkilinin alacak iddiasında bulunan davalı …’a 300.000,00 TL borcu olmadığının, buna karşılık davacının davalı …’dan 300.000,00 TL alacaklı olduğunun tespiti ile bu bedelin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, takibin iptaline, ipoteğin kaldırılmasına, %40’tan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatının tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili 19.09.2014 tarihli dilekçesiyle, 2010/3539 sayılı icra dosyasına 19.09.2014 tarihli makbuz ile 389.186,63 TL ödeme yapmış olmakla ikinci kez davalıya yapılan ödemeler nedeniyle davanın İİK 72. maddesi gereğince istirdat davası olarak devam ettirilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili öncelikle ipotek tesisi tarihinden yaklaşık 1,5 yıl sonra davanın kötüniyetle açıldığını, zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini, ayrıca; davacının oğlu …’in, görev yaptığı süre içinde, toplanan paralardan 300.000,00 TL’sini zimmetine geçirdiğini, bu konuda 08/02/2010 tarihli davacı ve davacının oğlu ile birlikte davalılarca imzalanan protokol gereği, davacıya ait 106 ada 3 parsel sayılı taşınmaz üzerine, 300.000,00 TL’lik kesin borç ipoteği tesis edildiğini, 01/06/2010 tarihine kadar kendilerine verilen süre içinde ipotek borcunu ödemeyen davacı hakkında yapılan icra takibinin davacı borçlunun 14/06/2010 tarihli itirazı üzerine durduğunu; dava konusu ipotek borcundan mahsup edilmek üzere, davalıya iki adet arsaya ilişkin vekaletname verdiğini, bu iki arsanın 19.04.2010 tarihinde toplam 80.000,00 TL bedel mukabilinde müvekkili tarafından satıldığı hususunun doğru olduğunu; ayrıca, diğer ödemeler ile birlikte toplam 84.500,00 TL olarak davacıdan yapılan tahsilatın ipotek borcuna mahsuben yapıldığını kabul ettiklerini, bakiye borcun ödenmediğini belirterek kötü niyetle açılan davanın reddi ile %40 kötü niyet tazminatının davacıdan tahsilini istemiştir.
Mahkemece, davacının iddia ettiği şekilde bir irade sakatlığının dosya kapsamından ispatlanamadığı, davacının iradesinin sakatlandığı kabul edilse dahi BK 31. maddesinde öngörülen 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine; dava açılması nedeniyle takibin durmadığı dikkate alınarak davalının icra inkar tazminatı talebinin de reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacı vekili ve davalı vekilinin temyiz etmesi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2016/18128 Esas – 2017/8911 Karar sayı ve 28/11/2017 tarihli ilamıyla “mahkemece davanın hem usulden hem de esastan reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır” gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda mahkemece irade sakatlığı nedenine dayalı protokolün 08/02/2010 tarihinde düzenlendiği, davanın ise 02/08/2011 tarihinde açıldığı, dolayısıyla 818 sayılı Borçlar Kanununun 31. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir. Hükmün, davacı vekili ve davalı vekili tarafından ayrı ayrı temyizi üzerine Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 2019/3753 Esas, 2020/4222 Karar sayı ve 30/06/2020 tarihli ilamıyla onanmasına karar verilmiş, onama ilamına karşı davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
Dairemizin belirtilen gerekçesi ile hükmün onanmasına karar verilmiş ise de; dava menfi tespit, istirdat ve ipoteğin kaldırılması istemlerinden ibaret olup münhasıran taraflar arasında imzalanan protokolün iptaline yönelik açılmış bir iptal davası olmadığı anlaşıldığından, mahkemenin davanın usulden reddine yönelik gerekçesi doğru değildir.
Taraflar arasında imzalanan 08/02/2010 tarihli protokol ile sonrasında bu protokole dayalı olarak davacıya ait 106 ada 3 parsel sayılı taşınmaz üzerinde tesis edilen ipotek uyarınca, davacının 300.000,00 TL asıl borcu bulunduğu sabittir. Mahkemece, tarafların delilleri değerlendirilerek ve uzman bilirkişi marifetiyle takip konusu borca mahsuben yapılan tüm ödemeler dikkate alınarak oluşacak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Bu nedenle davanın reddine yönelik mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi gerekirken, maddi hata ile hükmün onanmasına karar verilmiş olduğundan 30/06/2020 tarih, 2019/3753 Esas, 2020/4222 Karar sayılı onama ilamının kaldırılarak hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 30/06/2020 tarihli, 2019/3753 Esas, 2020/4222 Karar sayılı ilamının KALDIRILMASINA, kararın açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, peşin yatırılan harcın yatırana iadesine, 11/01/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.