YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/7443
KARAR NO : 2013/17888
KARAR TARİHİ : 19.11.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Sanıklar hakkında özel belgede sahtecilik suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karara yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
5271 sayılı CMK’nın 231.maddesine göre verilen ve davayı sonuçlandırıcı nitelikte olmayan “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” ilişkin karara karşı aynı kanunun 231/12.maddesine göre itiraz yolu açık olup temyiz olanağı bulunmadığından 5271 sayılı CMK’nın 264.maddesi uyarınca kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunda merciin belirlenmesinde yanılma, başvuran sanığın haklarını ortadan kaldırmayacağından temyiz dilekçesinin itiraz dilekçesi olarak kabulü ile görevli ve yetkili ilk derece mahkemesince itiraz konusunda inceleme yapılması için, dosyanın incelenmeksizin İADESİNE,
2-Sanık … Hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet hükmünün temyiz incelemesinde;
Sanığın hüküm tarihinden sonra 29.04.2010 tarihinde öldüğünün UYAP’tan temin edilen nüfus kaydından anlaşılması karşısında, hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2-Sanık …, … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet hükmünün temyiz incelemesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı, o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için, eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak yada bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19/02/2013 gün ve 2012/1477 Esas 1013/63 Karar Sayılı ilamında ve emsal yargı kararlarında da belirtildiği üzere, Cumhuriyet Savcısının iddianame düzenleme yetkisine ilişkin olan 5271 sayılı CMK’nın 170. ve aynı yasanın “hükmün konusu ve suçu değerlendirmede mahkemenin yetkisi” başlıklı 225. maddesindeki; “Hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir. Mahkeme fiilin nitelendirilmesinde iddia ve savunmalarla bağlı değildir” şeklindeki düzenlemeler gereğince, mahkemece hangi fail ve fiili hakkında dava açılmış ise, ancak o fail ve fiili hakkında yargılama yapılarak hüküm verilebilecektir.
Bu açıklamalar kapsamında,
1-Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 11.06.2008 gün ve 2008/29756 esas sayılı iddianamesi ile sanıklar hakkında
”…müştekilerle hisseli oldukları arazilerle alakalı olarak 2002 yılında doğrudan gelir desteği için başvurmuş oldukları söz konusu başvuruda müştekiler imza atmadığı halde müştekilerin isimleri karşısına atılmış imzalarla oluşturulan sahte muvafakatname belgesini kullanarak doğrudan gelir desteği başvurusu yapıp söz konusu gelir desteğini aldıkları yapılan bilirkişi incelemesinde imzaların müştekilerin elinden çıkmadığı, şüphelilerden …’ın eli ürünü olmasının kuvvetle muhtemel olduğu tespit edilmiş olduğu diğer şüpheliler ve …’ın sahte olduğunu bildikleri belgeleri kullanarak kamu kurumunu vasıta olarak kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işledikleri…” şeklindeki anlatıma yer verildiği, sanıklar hakkında 2003, 2004, 2005,2006, 2007, 2008 yıllarında nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediklerine ilişkin bir iddia ve anlatıma yer verilmediği gibi bu yıllara ilişkin sevk maddesinin de bulunmadığı anlaşıldığından sanıklar hakkında iddianame ile dava açılmayan, ek iddianame konusu da yapılmamış olan 2003, 2004, 2005, 2006, 2007, 2008 yıllarına ilişkin nitelikli dolandırıcılık suçundan zincirleme suç hükümleri uygulanarak mahkumiyetlerine karar verilerek fazla cezaya hükmedilmesi,
2-Sanıkların 2002 yılına ait Doğrudan gelir desteği ödemesi almak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işledikleri kabulü karşısında, Doğrudan gelir desteği ödemelerinin yapıldığı tarihin suç tarihi olacağı dikkate alınarak, bu yıla ait Doğrudan gelir desteği ödemesinin sanıklara hangi tarihte yapıldığı belirlenerek sonucuna göre hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 19.11.2013 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.