YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/20872
KARAR NO : 2013/5125
KARAR TARİHİ : 20.03.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda; katılanın iş yerine gelerek fal baktığını söyleyen sanığın, katılanın falına baktığı sırada “cebinde ne kadar çok para olursa ve bütün para çıkarırsan falında o kadar gerçekleşecek” demesi üzerine katılanın cebinden 100 dolar ve 3 adet 100 TL çıkararak sanığın avucuna koyduğu bunun üzerine sanığın “işlerin yoluna girecek çok müşteri sahibi olacaksın yüklü miktarda paran gelecek “diyerek paraları iade ettiği sırada paraların içinden 100 TL’yi alarak olay yerinden uzaklaştığı sırada dolandırıldığını anlayan katılanın şikayeti üzerine sanığın polis memurlarınca yakalandığı anlaşılmakla, dolandırıcılık suçunun sübut bulduğuna dair mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
5237 sayılı TCK’nın 157.maddesi uyarınca, hapis cezasının yanında adli para cezasına da hükmolunması gerektiğinin gözetilmemesi, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine göre sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Ancak,
Soruşturma aşamasında sanığın yakalanması ile üzerinden çıkan ve katılana ait olduğu anlaşılan 100 TL’lik zararın görevli polis memurları tarafından katılana 05,12,2006 tarihli teslim tutanağı ile verildiğinin anlaşılması karşısında hükümde “CMK 115/3,113/b maddeleri gereği sanık tarafından yatırılan 1000 TL teminatın, karar kesinleştiğinde katılanın 100 TL’lik zararı ve yargılama giderleri düşüldükten sonra kalan kısmının sanığa iadesine”şeklinde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasında yer alan “sanık tarafından yatırılan 1000 TL teminatın, karar kesinleştiğinde katılanın 100 TL’lik zararı ve yargılama giderleri düşüldükten sonra kalan kısmının sanığa iadesine” cümlesinin hükümden çıkarılarak, yerine “Kefalet parasının 5271 sayılı CMK’nın 113 ve 115.maddeleri uyarınca yargılama giderleri düşüldükten sonra sanığa iadesine” ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 20.03.2013 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
Karşı Oy;
Somut olayda;
Sanığın, katılanın falına bakması için katılanla anlaştığı, “cebinde ne kadar paran varsa çıkarıp avucuma koy” demesi üzerine, katılanın cebinden 100 Dolar ve 3 adet 100 TL ‘yi çıkartıp sanığın avucuna koyduktan sonra, sanığın; “işlerin yolunda gidecek kasanda çok para var” diyerek, “çıkar” demesi üzerine katılanın sanıktan şüphelenerek “başka param yok, paralarımı geri ver” demesi üzerine sanığın aldığı paraları masanın üzerine koyduğu, ancak; katılanın cep telefonuyla meşgul olmasından yararlanarak masanın üzerine koyduğu paralardan 100 TL’yi alarak katılanın işyerinden hızlıca uzaklaştığı;
Bu eylemde sanığın, katılandan paraları almak için başvurduğu yöntemlerin dolandırıcılık suçunun unsuru olan hileli davranışlar olduğu anlaşılmakta ise de; bu davranışlarıyla sanık katılanı kandırmayı başaramayarak katılanın iradesiyle paraları masanın üzerine koymuştur. Böylece katılanın hileli davranışlarla sakatlanan rızası ile sanığa paraları vermeyip geri aldığı anlaşılmaktadır.
Ancak, bu defa sanık yeni bir kasıtla katılanın telefonla meşguliyetinden de yararlanarak masa üzerine koyduğu katılana ait paralardan 100 TL’yi katılanın rızası dışında alıp kaçmak suretiyle katılana karşı hırsızlık suçunu işlemiştir.
Bu nedenlerle sanığın hırsızlık suçundan mahkumiyeti gerekirken dolandırıcılık suçundan cezalandırılması nedeniyle yerel mahkeme hükmünün bozulması gerekirken onanmasına dair çoğunluk görüşüne karşıyım.