YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/16902
KARAR NO : 2013/17949
KARAR TARİHİ : 20.11.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Yukarıdaki ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde;
Sanık …’ün yetkilisi olduğu (yüklenici firma) … Yapı Ltd Şti’nin asıl işveren DHMİ Genel Müdürlüğü ile imzaladığı sözleşme uyarınca yükümlendiği … Havaalanı, apron, bağlantı taksirutu ve diğer destek binaları ile otopark ikmal inşaat işi ile ilgili olarak, katılanın yetkilisi olduğu … Ltd Şti’nin yüklenici firma ile imzaladığı 14/07/2004 tarihli taşeronluk sözleşmesi uyarınca iki şirket arasında yapılan anlaşma ile geçici kabul aşamasında iade edilmek üzere sözleşme bedelinin %20’si tutarında tarafların kabulüne göre de anlaşıldığı biçimde suça konu teminat çekinin verildiği, bahsi geçen firmalar arasında işin teslimi ve hakedişlerin ödenmesi ile ilgili anlaşmazlık oluştuğunda karşılıklı ihtarnameler ve açılan hukuk davaları ile anlaşmazlığın çözümünün yargısal makamlara intikal ettiği, bu kapsamda suça konu teminat çekinin de sanığın yetkilisi olduğu firma tarafından ticari ilişki içerisinde bulunduğu Met-Aks firmasına ciro edilip verildiği, çekin ciro silsilesi içerisinde sanık …’ın yetkilisi olduğu Figür firmasına oradan da sanık …’ın yetkilisi bulunduğu Ardıç firmasına geçtiği, bu aşamadan sonra da icra takibine konu edildiği, katılanın beyanlarında ciranta şirketlerin işbirliği içerisinde hareket ederek teminat olarak verilen çekin tahsilini sağlamak üzere kendi aralarında çeki ciro ettiklerini belirterek suç ihbarında bulunduğu olayda, yüklenici ve taşeron firmalar arasında açılmış bir kısmının yargılaması devam eden bir kısmı karara bağlanmış ancak henüz kesinleşmemiş hukuk davaları bulunduğu, Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2012/2933 E – 2012/6014 K sayılı bozma ilamında hangi firmanın alacaklı hangisinin borçlu olduğuna dair birbirinden farklı bilirkişi raporlarının bulunduğu tespitinin yapıldığı, iki firma arasında aktedilen sözleşme hükümleri de gözetilerek suça konu çekin zilyetliğin devri amacı haricinde tasarrufta bulunulduğundan veya sanıkların katılanı aldatmaya yönelik bir takım hileli hareketlere giriştiğinden bahsedilemeyeceğinden, mahkemece sanıkların beraatlarına karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, O Yer Cumhuriyet Savcısı ile katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 20.11.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.