YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/26108
KARAR NO : 2013/17308
KARAR TARİHİ : 12.11.2013
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın hazır bulunduğu oturumda katılma talebine karşı itirazda bulunmadığı anlaşıldığından söz konusu eksikliğin sonuca etkili olmadığı belirlenerek tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanık Avukat …’ın kendisinden bir taşınmazdaki hissesiyle ilgili hukuki ihtilafın giderilmesi hususunda görüş alan 86 yaşındaki müştekiyi ikna ederek herhangi bir bedel ödenmeksizin söz konusu taşınmazın kendisi adına tescilini sağlamak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasında;
Tüm dosya kapsamı itibarıyla sanığın yüklenen suçu işlediğinin sabit olmaması karşısında sanığın beraatına yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, O Yer Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 12.11.2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY:
Avukatlık yapan sanığın, 1/2 hissesi katılana ait olan bir taşınmazla ilgili hukuki ihtilafın çözümlenmesi için dava açmak üzere 86 yaşındaki katılan ile anlaştıktan sonra, kendisinin taşınmazı satın almak istediğini söyleyip, satın almadan önce tadilat yapılabilmesi için taşınmazın kendisine devir edilmesi gerektiği konusunda ölen katılanı ikna etmek suretiyle bedel ödemeksizin taşınmazın kendisine devrini sağladığı iddiası üzerine; sanık avukat hakkında yapılan soruşturma sonucu verilen beraat kararının onanması yönündeki çoğunluk görüşünün isabetli olmadığına dair gerekçemiz:
Katılan huzurevinde yaşayan kimsesiz yaşlı bir kişidir. Nitekim onun ölümünden sonra davaya katılacak bir mirasçısı tespit edilememiştir. Ayrıca taşınmazın parasını bağışlama ihtimalinden de sanığa sözetmiştir. Sanığın ölüme yakın yaşlı bir kişi olması, hakkını arayacak kimsesinin bulunmaması, taşınmazın parasının zaten bir hayır kurumuna bağışlanma durumunun bulunması halleri, sanığın suç işlemesini kolaylaştıracak veya teşvik edecek gerçekliklerdir.
Nitekim sanığın eşi, manevi olarak birilerinin yardımına muhtaç olduğunu öğrendikleri katılanı sık sık ziyaret ettiklerini, katılanın kendilerine; “bir dairedeki ½ hissenin kendisine ait olduğunu ve bunu satarak parasını eğitim hizmetlerine harcamak istediğini söylediğini” ifade etmiştir.
Sanık da savunmasında, satın aldığı taşınmaz için 11000 TL ödeyip kalan kısmını ödemediğini kabul etmektedir.
Yargılamaya konu olayda; 86 yaşındaki katılanın yalan söylemesini gerektirecek bir durum yoktur. Katılan, zaten ihtilaf konusu taşınmazı sanığa satmak istediğini kabul edip, sanığın “avukat kimliğine” güvendiğinden “tadilat yapmak için tapunun devri gerektiği” konusundaki beyanına inandığını söylemiştir.
İddia, tanık beyanları ve savunma bir bütün olarak birlikte değerlendirildiğinde; katılanın yalan söyleyecek yapıda birisi olmadığı gibi; parasını almadan taşınmazdaki hissesini satmasının da hayatın olağan akışına uygun düşmediği, buna karşın sanığın isnat edilen suçu işlemek için nedenlerinin bulunduğu görülmekte; bu nedenle katılanın beyanına itibar edilmesi gerekmektedir.
Sonuç olarak sanığın, bir kamu görevlisi olduğu, görevinin sağladığı güveni kötüye kullanmak suretiyle gerçekleştirdiği hileli davranışlarla, kendisine yarar sağladığı anlaşıldığından beraat kararının bozulması yerine onanmasına dair çoğunluk kararına muhalifiz.