YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/67001
KARAR NO : 2013/10359
KARAR TARİHİ : 04.06.2013
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın yolda durdurduğu şikayetçiye … isminde oğlu olup olmadığını sorduğu, şikayetçinin bu isimde bir oğlu olduğundan sanık ile konuşmaya başladığı, sanığın şikayetçiye hitaben “Oğlun …’e 150,00 TL borcum var” diyerek 100’lük banknotlar halinde toplam 200,00 TL’yi şikayetçiye uzatarak oğluna vermesini istediği, şikayetçinin bu parayı alması üzerine sanığın 50,00 TL para üstü istediği, şikayetçinin o günkü tarla alım işlemi için yanında taşıdığı içinde 2.300,00 TL bulunan evrak tomarını yeleğinin cebinden çıkararak para üstü vermeye çalıştığı sırada sanığın telefon numarasını verme bahanesi ile şikayetçinin elinden evrak tomarını alıp, bunları destek yaparak elindeki kağıda telefon numarası yazmak istediği, kalemi olmadığını söyleyerek şikayetçiyi yakındaki bakkala yönlendirdiği, bakkal ile dargın olduğunu, kendisine kalem vermeyeceğini ifade ederek şikayetçiyi kalem almaya bakkala yolladığı, bu arada 2.300,00 TL para ile birlikte olay yerinden kaçtığı olayda, sanığın baştan beri dolandırıcılık kastı ile hareket edip hazırladığı mizansen çerçevesinde paranın kendisine teslimini sağladığından, mahkemenin dolandırıcılık suçunun oluştuğuna ilişkin kabulünde isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1)Sanık hakkında 5237 sayılı TCK.nun 168/1 maddesi uygulaması yapılırken delalet maddesinin TCK.nun “168/4” yerine “168/3” maddesi olarak yazılması,
2)Sanığa 5237 sayılı TCK.nun 157/1 maddesi gereğince tayin edilen 90 gün karşılığı adli para cezasının, anılan yasanın 168/1 maddesi ile 1/3 oranında indirilmesi sırasında hesap hatası sonucu 60 gün yerine 45 gün olarak belirlenmesi suretiyle sonuçta 1.200,00 TL yerine 900,00 TL adli para cezasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, o yer C.Savcısı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı yasanın 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nun 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususların aynı kanunun 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hükmün 2.bendindeki “168/3” maddesi yerine “168/4” maddesi, “45 gün” ve “900,00 TL” yerine “60” ve “1.200,00 TL” ibareleri eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 04.06.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.