YARGITAY KARARI
DAİRE : Ceza Genel Kurulu
ESAS NO : 2020/166
KARAR NO : 2021/542
KARAR TARİHİ : 09.11.2021
Yargıtay Dairesi : (Kapatılan) 19. Ceza Dairesi
Mahkemesi :Asliye Ceza
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na muhalefet suçundan sanık …’ün beraatine ilişkin Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 06.10.2015 tarihli ve 256-877 sayılı hükmün şikâyetçi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 25.09.2019 tarih ve 31831-11713 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.11.2019 tarih ve 378802 sayı ile;
“…5271 sayılı CMK’nın 237/1. maddesinde; ‘Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler.’ hükmü yer almaktadır.
Suçtan zarar görme kavramı gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; ‘suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hâli’ olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.04.2014 tarihli, 2013/4-599 E. 2014/190 K. sayılı kararında belirtildiği üzere, bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için CMK’nın davaya katılmayı düzenleyen genel kural niteliğindeki 237. maddesinde belirtilen şartın gerçekleşmesi, başka bir deyişle suçtan doğrudan zarar görmüş olması veya herhangi bir kanunda, belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunması gerekir.
Somut olayda, kamulaştırma kararı veren müşteki Kurum tarafından 2942 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri gereğince sanığın da aralarında bulunduğu taşınmaz malikleri ile kamulaştırma bedeli konusunda anlaşma sağlanamaması sebebiyle kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin davası açıldığı, dava dilekçesinin tebliğine rağmen sanığın gayrimenkul hissesini başkasına devrederek 2942 sayılı Kanun’a aykırılık suçunu işlediğinin iddia olunduğu gözetildiğinde, suç duyurusunda bulunan müşteki Karayolları 9. Bölge Müdürlüğünün doğrudan zarar görme hâlinin gerçekleşmediği gibi, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nda Karayolları Genel Müdürlüğünün kamu davasına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hüküm bulunmamaktadır. (Benzer olaylara ilişkin Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 25.11.2014 tarih, 2014/28064-19825 E.K. sayılı ve Yargıtay 19. Ceza Dairesinin 27.02.2017 tarih ve 2016/8429 E., 2017/1693 K. sayılı ilamları da aynı yöndedir).
Belirtilen nedenlerle, suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen ve davaya katılma hakkı bulunmayan Karayolları 9. Bölge Müdürlüğünün, kanun yoluna başvurma hak ve yetkisi bulunmadığından Kurum vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerekirken müşteki Kurumun katılan olarak kabulü ile temyiz davasının esastan reddiyle beraat hükmünün onanmasına karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 04.02.2020 tarih ve 33915-863 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; … adına Karayolları 9. Bölge Müdürlüğü’nün 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na muhalefet suçundan açılan kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
İncelenen dosya kapsamından;
Diyarbakır çevre yolu yapımı ve emniyet sahası tesis etmek amacıyla, Karayolları Genel Müdürlüğünün 26.04.2004 tarihli ve 2004/76 sayılı kamu yararı kararı gereğince, … ili, … ilçesi, … köyünde kain 65 parsel sayılı tarla vasfındaki taşınmazın 6.618,27 metrekarelik kısmının kamulaştırılmasına karar verildiği, 2942 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri gereğince gerekli işlemlerin yapıldığı ve taşınmaz malikleri ile anlaşma sağlanamadığından, 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesine göre Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/356 esas sayılı dosyası ile dava tarihindeki taşınmaz malikleri aleyhine kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin davası açıldığı, dava sırasında celp edilen tapu kaydından davalılardan bir kısmının davadan önce taşınmazdaki hisselerini sattığı, yeni maliklerin taşınmazda hisse sahibi olduklarının anlaşılması üzerine taşınmazdan hisse satın alan yeni maliklerin davaya dahil edildiği, kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin davası açıldığının Mahkemece Yenişehir Tapu Müdürlüğüne bildirildiği ve Tapu Müdürlüğünce bu hususun tapu kaydına şerh edildiği, … 9. Bölge Müdürlüğünce 2942 sayılı Kanun’un 31. maddesine aykırı olarak Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesine göre dava açıldıktan sonra kamulaştırma konusu taşınmazı başkasına satarak devreden aralarında sanık …’ün de bulunduğu şahıslar hakkında suç duyurusunda bulunulduğu,
Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/356 esas sayılı dosyası ile aralarında sanığın da bulunduğu kişiler aleyhine 03.05.2010 tarihinde açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin davasına ilişkin dilekçenin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesine göre sanık …’e 01.06.2010 tarihinde tebliğ edildiği, ancak sanığın 2942 sayılı Kanun’un “Yasak işler ve eylemler” başlıklı 31. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine aykırı olarak Mahkemece söz konusu bu davanın kendisine tebliğ edilme tarihinden sonra iştirak hâlinde malik olduğu gayrimenkul hissesini 29.11.2010 tarihinde verdiği vekalet aracılığıyla başkasına devrederek aynı Kanun’un 33. maddesinde düzenlenen atılı suçu işlediğinden bahisle Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 09.02.2015 tarihli ve 1202-885 sayılı iddianamesi ile sanık hakkında kamu davası açıldığı,
Diyarbakır 3. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda sanık …’ün suç tarihinde cezaevinde olması ve satış işlemini vekaleten yapması sebebiyle CMK’nın 223/2-b maddesi uyarınca beraatine ilişkin 06.10.2015 tarihli ve 256-877 sayılı hükmün, … 9. Bölge Müdürlüğü vekiline 02.11.2015 tarihinde tebliğ edilmesi üzerine anılan idare vekilince 04.11.2015 tarihinde temyiz edildiği, Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesince 25.09.2019 tarih ve 31831-11713 sayı ile hükmün onanmasına karar verildiği,
Mahkemece 18.02.2015 tarihli tensip zaptıyla şikâyetçi … 9. Bölge Müdürlüğüne duruşma gününü bildirir davetiyenin tebliğ edilmesine karar verilmesine rağmen anılan idarenin duruşmadan haberdar edilmediği, gerekçeli kararın tebliği üzerine şikâyetçi idare vekili tarafından hükmün temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece anılan idarenin katılan olduğu kabul edilerek temyiz incelemesi yapıldığı,
Anlaşılmaktadır.
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için “mağdur”, “suçtan zarar gören” ve “malen sorumlu” kavramları ile “kamu davasına katılma” kurumu üzerinde de durulması gerekmektedir.
5271 sayılı CMK’nın 237/1. maddesinde; “Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler” hükmü ile kamu davasına katılma hak ve yetkisi bulunanlar üç grup hâlinde belirtilmiştir. Bu düzenleme, 1412 sayılı CMUK’nın 365. maddesindeki; “Suçtan zarar gören herkes, soruşturmanın her aşamasında kamu davasına müdahale yolu ile katılabilir” hükmü ile benzerlik göstermekte ise de yeni hükme, önceki kanunda yer almayan malen sorumlu ve dar anlamda suçtan zarar göreni ifade eden mağdur da eklenmek suretiyle, madde; öğreti ve uygulamadaki görüşlere uygun olarak, katılma hak ve yetkisi bulunduğu kabul edilenleri kapsayacak şekilde düzenlenmiştir.
Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanların kanunun kendilerine tanıdığı hak ve yetkileri haiz olarak davada yer almasına öğreti ve uygulamada “davaya katılma” veya “müdahale” denilmekte, davaya katılma talebinin kabul edilmesi hâlinde ise davaya katılma isteminde bulunan kişi “katılan” ya da “müdahil” sıfatını almaktadır.
Gerek 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, gerekse 1412 sayılı Ceza Muhakemesi Usulü Kanunu’nda kamu davasına katılma konusunda suç bakımından bir sınırlama getirilmemiş, ilke olarak şartların varlığı hâlinde tüm suçlar yönünden kamu davasına katılma kabul edilmiştir. Öğreti ve uygulamada kamu davasına katılma yetkisi bulunan kişinin “suçtan zarar görmesi” şartı aranmış, ancak kanunda “suçtan zarar gören” ve “mağdur” kavramlarının tanımı yapılmadığı gibi, zararın maddi ya da manevi olduğu hususu bir ayrıma tâbi tutulmamış ve sınırlandırılmamıştır. Bu nedenle konuya açıklık kazandırılırken öğretideki görüşlerden de yararlanılarak, maddede katılma yetkisi kabul edilen, “mağdur”, “suçtan zarar gören” ve “malen sorumlu olan” kavramlarının, kamu davasına katılma hususundaki uygulamaya ışık tutacak biçimde tanımlanması gerekmektedir.
Malen sorumlu; yargılama konusu işin hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddî ve malî sorumluluk taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişidir.
Mağdur; Türk Dil Kurumu Büyük Türkçe Sözlüğünde, “haksızlığa uğramış kişi” olarak tanımlanmaktadır. Ceza hukukunda ise mağdur kavramı, suçun konusunun ait olduğu kişi ya da kişilerdir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suçun maddi unsurları arasında yer alan mağdur, ancak gerçek bir kişi olabilecek, tüzel kişilerin suçtan zarar görmeleri mümkün ise de bunlar mağdur olamayacaklardır. Suçtan zarar gören ile mağdur kavramları da aynı şeyi ifade etmemektedir. Mağdur suçun işlenmesiyle her zaman zarar görmekte ise de suçtan zarar gören kişi her zaman suçun mağduru olmayabilir. Bazı suçlarda mağdur belli bir kişi olmayıp; toplumu oluşturan herkes (geniş anlamda mağdur) olabilecektir (M. Emin Artuk-Ahmet Gökcen–M. Emin Alşahin–Kerim Çakır, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, Adalet Yayınevi, Ankara, 2017, s.305; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 11. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s.214-217; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s.106-107; Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu, 6. cilt, Ankara, 2010, s.7702-7703).
“Suçtan zarar görme” kavramı gerek Ceza Genel Kurulu, gerekse Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında; “suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hâli” olarak anlaşılıp uygulanmış, buna bağlı olarak da dolaylı veya muhtemel zararların, davaya katılma hakkı vermeyeceği kabul edilmiştir. Nitekim bu husus, Ceza Genel Kurulunun 12.06.2018 tarihli ve 1190-274 sayılı, 03.07.2018 tarihli ve 1191-328 sayılı, 08.11.2016 tarihli ve 830-412 sayılı, 03.05.2011 tarihli ve 155–80 sayılı, 04.07.2006 tarihli ve 127–180 sayılı, 22.10.2002 tarihli ve 234–366 sayılı, 11.04.2000 tarihli ve 65–69 sayılı kararlarında; “dolaylı veya muhtemel zarar, davaya katılma hakkı vermez” şeklinde açıkça ifade edilmiştir.
Uyuşmazlık konusuna ilişkin olarak, bir tüzel kişinin kamu davasına katılabilmesi için CMK’nın davaya katılmayı düzenleyen genel kural niteliğindeki 237. maddesinde belirtilen şartın gerçekleşmesi, başka bir deyişle suçtan doğrudan zarar görmüş olması veya herhangi bir kanunda, belirli bir tüzel kişinin bazı suçlardan açılan kamu davalarına katılmasını özel olarak düzenleyen bir hükmün bulunması gerekir. Örneğin 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun davaya katılmayı düzenleyen 18. maddesi uyarınca Gümrük İdaresinin, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca Maliye Bakanlığının, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 162. maddesi uyarınca Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun usulüne uygun başvuruda bulunmaları hâlinde kamu davasına katılacakları açıkça hükme bağlanmıştır. Özel kanun hükümleri uyarınca davaya katılmanın kabul edildiği bu gibi durumlarda, belirtilen kurumların suçtan zarar görüp görmediklerini ayrıca araştırmaya gerek bulunmamaktadır. Ceza Genel Kurulunun 22.10.2002 tarih ve 234-366; 03.05.2011 tarih ve 155-80 ile 21.02.2012 tarih ve 279–55 ve 15.04.2014 tarih ve 599-190 sayılı daha sonraki bir çok kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.
Diğer yandan, özel düzenleme olmadığı durumlarda, işlenen bir suç nedeniyle, o eylemin gerçekleşmesini engellemeye yönelik yükümlülüğün yerine getirilmesinde ihmal gösterildiği takdirde tüzel kişilerin veya diğer yetkililerinin cezaî ve hukukî sorumluluklarının doğması hâlinin, suçtan doğrudan zarar gördükleri anlamına gelmeyeceği, bu nedenle işlenen suç açısından ilgili tüzel kişiliklere veya yetkililere “mağdur” ya da “suçtan zarar gören” sıfatını kazandırmayacağı açıktır. Yine Ceza Genel Kurulunca 25.03.2003 tarih ve 41-54 sayı ile “tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılma, dolayısıyla verilen hüküm hakkında yasa yollarına başvurmanın olanaksız olduğu” şeklinde karar verilmiştir.
Bu aşamada konuyla ilgili mevzuat hükümleri ve sanığa atılı suç üzerinde durulması gerekmektedir.
08.11.1983 tarihli ve 18215 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlığını taşıyan 1. maddesi;
“Bu Kanun; kamu yararının gerektirdiği hallerde gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinin mülkiyetinde bulunan taşınmaz malların, Devlet ve kamu tüzelkişilerince kamulaştırılmasında yapılacak işlemleri, kamulaştırma bedelinin hesaplanmasını, taşınmaz malın ve irtifak hakkının idare adına tescilini, kullanılmayan taşınmaz malın geri alınmasını, idareler arasında taşınmaz malların devir işlemlerini, karşılıklı hak ve yükümlülükler ile bunlara dayalı uyuşmazlıkların çözüm usul ve yöntemlerini düzenler.
“Tanımlar” başlıklı 2. maddesi;
“Bu Kanunun uygulanmasında;
a) İdare: Yararına kamulaştırma hak ve yetkisi tanınan kamu tüzelkişilerini, kamu kurum ve kuruluşlarını, gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerini,
İfade eder. “,
“Kamulaştırma şartları ” başlıklı 3. maddesi;
“İdareler, kanunlarla ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle yapmak yükümlülüğünde bulundukları kamu hizmetlerinin veya teşebbüslerinin yürütülmesi için gerekli olan taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını; bedellerini nakden ve peşin olarak veya aşağıda belirtilen hallerde eşit taksitlerle ödemek suretiyle kamulaştırma yapabilirler.
“Kamulaştırma bedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili ” başlıklı 10. maddesi;
“Kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması halinde idare, 7 nci maddeye göre topladığı bilgi ve belgelerle 8 inci madde uyarınca yaptırmış olduğu bedel tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin, peşin veya kamulaştırma 3 üncü maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi karşılığında, idare adına tesciline karar verilmesini ister.
Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, dava dilekçesi ve idare tarafından verilen belgelerin birer örneği de eklenerek taşınmaz malın malikine meşruhatlı davetiye ile veya idarece yapılan araştırmalar sonucunda adresleri bulunamayanlara, 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununun 28 inci maddesi gereğince ilan yoluyla tebligat suretiyle bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye de tebliğ olunur.
Mahkemece belirlenen günde yapılacak duruşmada hakim, taşınmaz malın bedeli konusunda tarafları anlaşmaya davet eder. Tarafların bedelde anlaşması halinde hakim, taraflarca anlaşılan bu bedeli kamulaştırma bedeli olarak kabul eder ve sekizinci fıkranın ikinci ve devamı cümleleri uyarınca işlem yapar.
14 üncü maddede belirtilen süre içinde, kamulaştırma işlemine karşı hak sahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargı mahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece, idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır.
Kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal veya maddi hatalara karşı adli mahkemelerde açılacak düzeltim davalarında hangi idareye husumet yöneltileceğinin davetiye ve ilanda açıkça belirtilmemiş veya yanlış gösterilmiş olması nedeniyle davada husumet yanlış yöneltilmiş ise, gerçek hasma tebligat yapılmak suretiyle davaya devam olunur.”,
“Dava hakkı” başlıklı 14. maddesi;
“Kamulaştırmaya konu taşınmaz malın maliki tarafından 10 uncu madde gereğince mahkemece yapılan tebligat gününden, kendilerine tebligat yapılamayanlara tebligat yerine geçmek üzere mahkemece gazete ile yapılan ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal ve maddi hatalara karşı da adli yargıda düzeltim davası açılabilir.
İdari yargıda açılan davalar öncelikle görülür.
İştirak halinde veya müşterek mülkiyette, paydaşların tek başına dava hakları vardır.
İdare, kamulaştırma belgelerinin mahkemeye verildiği günden itibaren otuz gün içinde maddi hatalara karşı adli yargıda düzeltim davası açabilir.
İdare tarafından, bu Kanun hükümlerine göre tespit olunan malike ve zilyede karşı açılan davaların görülmesi sırasında, taşınmaz malın gerçek malikinin başka bir şahıs olduğu anlaşıldığı takdirde, davaya bu gerçek malik, tapu malikinin daha önce öldüğü sabit olursa mirasçıları da dahil edilmek suretiyle devam olunur.
Açılan davaların sonuçları dava açmayanları etkilemez.”,
“Yasak işler ve eylemler ” başlıklı 31. maddesi;
“Aşağıda yazılı işler ve eylemler yasaktır.
a) 15 inci madde uyarınca oluşturulan bilirkişilerin, kendilerine mahkemece takdir edilen ücret dışında herhangi bir suretle çıkar sağlamaları.
b) Mahkemece 10 uncu madde uyarınca yapılan tebligat, davet veya ilanen tebliğden sonra taşınmaz malın başkasına devir ve ferağ veya temliki.
c) Dava giderlerinin avukat veya dava vekilleri veya onlar adına hareket edenler tarafından kabullenilmesi.
d) Kamulaştırma bedelinin tamamının veya bir kısmının nakden veya başka bir şekilde, avukat veya dava vekili veya onlar adına hareket edenler tarafından mal sahibine önceden ödenmesi.
e) Kamulaştırma bedelinin tamamının veya bir kısmının avukat veya dava vekili veya onlar adına hareket edenlere ait olacağının kararlaştırılması.
f) Yukarıda yazılı bentlerde yasaklanan fiillerin avukat veya dava vekillerince bizzat veya aracı ile mal sahibine teklif edilmesi veya bunlara yardımcı olunması.”,
“Cezalar” başlıklı 33. maddesi ise;
“Fiilleri daha ağır cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde, bu Kanunun 31 inci maddesinin (a) bendine aykırı hareket edenler iki yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve iki milyar liradan dört milyar liraya kadar; (d), (e) ve (f) bentlerine aykırı hareket edenler ise, bir yıldan aşağı olmamak üzere hapis ve beşyüz milyon liradan bir milyar liraya kadar ağır para cezasıyla, (b) ve (c) bentlerine aykırı hareket edenler, altı aydan iki yıla kadar hapis ve ikiyüz milyon liradan dörtyüz milyon liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar. Bu maddedeki para cezaları her yıl 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun ek 2 nci maddesi hükümleri uyarınca artırılır.”,
Şeklinde düzenlenmiştir.
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 10. maddesine göre kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması hâlinde idare, taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat ederek taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle idare adına tesciline karar verilmesini isteyeceği, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama sırasında duruşma gününü, taşınmaz malın malikine meşruhatlı davetiye ile bildirerek maliki duruşmaya katılmaya çağıracağı, Mahkemece yapılan tebligat, davet veya ilanen tebliğden sonra taşınmaz malın başkasına devir ve ferağ veya temlikinin Kanun’un 31. maddesinde yasak işler ve eylemlerden sayıldığı, Kanun’un 33. maddesinde fiilleri daha ağır cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde, bu Kanun’un 31. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine aykırı hareket edilmesinin suç olarak tanımlandığı, anılan suçun mağdurunun, toplumu oluşturan bireylerin tamamı, yani diğer bir ifadeyle kamu olduğu, suçtan zarar görenin ise yararına kamulaştırma hak ve yetkisi tanınan ve Asliye Hukuk Mahkemesinde bu Kanun’un 10. maddesine göre dava açan idare olduğu anlaşılmıştır.
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;
Diyarbakır çevre yolu yapımı ve emniyet sahası tesis etmek amacıyla, Karayolları Genel Müdürlüğünce alınan kamu yararı kararı gereğince, sanığa ait taşınmazın kamulaştırılmasına karar verildiği, 2942 sayılı Kanun’un ilgili maddeleri gereğince gerekli işlemler yapıldığı hâlde taşınmaz maliki sanık ile anlaşma sağlanamadığından, 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesine göre sanık aleyhine Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve terkin davası açıldığı, 03.05.2010 tarihinde açılan bu davaya ilişkin dilekçenin aynı Kanun’un 10. maddesine göre sanık …’e 01.06.2010 tarihinde tebliğ edildiği, ancak sanığın aynı Kanun’un “Yasak işler ve eylemler” başlıklı 31. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine aykırı olarak Mahkemece söz konusu bu davanın kendisine tebliğ edilme tarihinden sonra iştirak hâlinde malik olduğu gayrimenkul hissesini 29.11.2010 tarihinde başkasına devrederek aynı Kanun’un 33. maddesinde düzenlenen atılı suçu işlediğinden bahisle kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Yerel Mahkemece sanık hakkında verilen beraat hükmünün … 9. Bölge Müdürlüğü vekilince temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece onanmasına karar verildiği anlaşılmıştır.
2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na göre kamu yararı sebebiyle taşınmazın kamulaştırılmasına ilişkin gerekli işlemlerin, yararına kamulaştırma hak ve yetkisi tanınan idarece yerine getirileceği, bu işlemler sonucunda kamulaştırmanın satın alma usulü ile yapılamaması sebebiyle idarece taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat edilerek taşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle idare adına tesciline karar verilmesinin istenmesi gerektiği, Mahkeme duruşma gününü, taşınmaz malın malikine meşruhatlı davetiye ile bildirerek maliki duruşmaya katılmaya çağıracağı, taşınmaz malın malikinin Mahkemece Kanun’un 10. maddesi uyarınca yapılan tebligattan sonra taşınmaz malı başkasına devretmesinin yasak işlemlerden sayıldığı, İdare tarafından, bu Kanun hükümlerine göre tespit olunan malike karşı açılan davanın görülmesi sırasında, taşınmaz malın gerçek malikinin devir sebebiyle başka bir şahıs olduğu anlaşıldığında ise davaya bu gerçek malik dahil edilmek suretiyle devam olunacağı hususları göz önüne alındığında; yararına kamulaştırma hak ve yetkisi tanınan idare ile sanığın ceza davasına konu olan ve 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesi gereğince açılan hukuk davasının tarafları olması, idare tarafından sanık aleyhine açılan davanın kısa sürede sonuçlanmasının engellenmesi, kamulaştırma işleminin geciktirilmesi, idarenin kamulaştırma için yeni işlemler yapmak zorunda bırakılması sebebiyle kamulaştırma sırasında yapılması yasak işlemlerden birinin Kanun’a aykırı şekilde yapılarak işlenebilen atılı suçtan, ilgili idarenin doğrudan doğruya zarar gördüğü anlaşıldığından yararına kamulaştırma hak ve yetkisi tanınan … 9. Bölge Müdürlüğünün suçtan doğrudan doğruya zarar görmesi sebebiyle 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’na muhalefet suçundan açılan kamu davasına katılma ve hükmü temyiz etme hak ve yetkisinin bulunduğu kabul edilmelidir.
Bu itibarla; haklı nedene dayanmayan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,
2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 09.11.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.